OKUDUKÇA

 – KEMAL BAYRAKCI

*

GÜLÇİN YAĞMUR AKBULUT / BEN MERKEZLİ ACILAR’A BİR ŞİİR YOLCULUĞU

 

    Şiirlerini ilk okuduğumda her sözcük, her dize şairin kalbinin atışına götürdü beni. Şairin kalp atışını taşıyan her şiir yanıt verir okurun beklentilerine. Şairin duru dili, özgün betimlemeleri, söz sanatlarıyla örülü dizeleri unutulmaz bir tat bırakıyor insanın şiir belleğinde. İçimizin ıssız duvarlarına vuran güneş gibi öpüyor, ömrümüzün bir köşesinde gizli kalmış karanlığından. Dizelerin dudak izleri hâlâ duruyorsa sıcak tadıyla yüreğimizin ucunda, şiir görevini yerine getirmiş demektir. Ne kadar yalnız ne kadar kederli olursak olalım, ipeksi üslûbuna iltica ediyorsa yüreğimiz, şair iletisini ulaştırmıştır okura. Şiirin asaleti, insanın yalnızlığını liriyle, ıssız karanlığını bir damla ışıkla donatır. Issız kaya diplerinde açan çiçeklerin tomurcuğudur şiir insanın kalbine taktığımız.

 

 

       Aşk, yeni bir günün taze ve berrak sabahlarına açar pencerelerini, çoğaltır insanın yaşama sevincini, umudunu; dağıtır hüzün ve keder maskelerini, doğadaki her şey, çiçekler, dağlar, kırlar, ırmaklar, canlılar size yalnız olmadığınızı fısıldar rüzgârıyla, boranıyla,akarsuyuyla. Etrafınızda akıp giden hayatın dışına çıkarsınız bir an, en yakınınızdakini bile unutursunuz kimi zaman. Ben merkezlidir insan, kendine odaklıdır öncelikle, acılarıyla, sevinçleriyle. Öyle anlar olur ki iç dünyasını da kendi yaşar dış dünyasını da. Şair kitabına adını veren şiirinde(Ben Merkezli Acılar-s.7):” Ara sıra kendi derdime/ düştüğüm doğrudur/düşüp de başkasını unuttuğum/bir an doğrudur/bir serçenin gözlerine/bakarken birdenbire/acılarını anımsayıp insanların/utandığım doğrudur.”

 

     “Dağlara Doğru” şiirinde ozan, aynalardan bakan gözlerin hüzne dair ne söylediğini, tılsımlı sandığın açılıp içini bir bir dökmesiyle anlaşıldığın belirtiyor. Akşamın paslı kapısında yüzünü göğe döndüğünde dağlardan can evine bir türkü geldiğini belirtir. Bu türkü içli bir türküdür, şairin içindeki anne özlemine dokunur.” Hiç görmediğim annem gezinir/naftalin kokulu odalarda/bir gölgeye yaslarım başımı/acılarım diner birdenbire / Bir kuyudan geliyor içli sesim/neler anlatıyor ömrüme dair neler/aynalara dönüyorum küskün yüzümü/ola ki annem içinden geçer” Yokluğunu, eksikliğini hissettiklerimiz bir an içimizde cız eder; yüzümüze hüzün, içimize bir burukluk çöker, göz pınarlarımıza yüreğimizin derinliklerinden bir bulut çöker, yağmurunda ıslanır tebessümlerimiz.

 

      İnsan ömrünü bahar dalı türküler, şen şarkılar renklendirirken, içli türküler, hüzzam makamı şarkılar alıp götürür hüzne. İki kısa çizgi arasında bir ara sözdür yaşam. Yaşam kavgası, dünya telaşı içinde insan bırakın etrafını görmeyi, aynada kendisinebakacak vakti de bulamaz. “Kıyısız Hayat” şiirinde:”Etrafıma bakıyorum/şehirler kavga içinde/toprağın altında sessizlik/üstünde birbirini yiyor evren” / Bana da yer vardır elbet/gülistanlık o bahçede/hırçın bir denize akan/ıssız bir dağ ırmağıdır ömrüm.”

 

Bu kitabında da usumuzun yakasına bir karanfil gibi iliştirivereceğimiz şiirleri var ozanın: “Gökyüzünün/ kenar süsü/kırılgan bir yüreğim” ; “Yumruk kadarımdır/ama dünya sığar içime” ; “arasında mısra saklı iki dişinin / tasası düşmesin içime benden gidişinin” ; “nereye konar/sesinden havalanan kuşlar” ; “göğsümde beslediğim/kuşlar telaş içinde” ; “sıraladım bütün umutları/bahar dallarını bekliyorum” ; “bir hayalin salıncağı ömür”

 

Dünya bir tiyatro sahnesi; dekoru doğa, doğanın bizlere sunduğu nimetler ve canlılardır. Bu sahnede bazen bir öyküyü yaşarız, bazen bir romanı, şiirse aklımızın yüreğimize taktığı taç. Yaşadığımız olayların ögeleri tamamsa(yer, zaman, kişiler) serim bölümüyle başlarız oyuna, düğüm bölümünde “aşkın nefesinin solduğu yerde.”  “Dağ devrilir, ırmak kurur/çöle dönüşür bahçe” ; “ıssız akşamlara yoldaş/bir zerdali dalıyım / iç sesiyle konuşur/an gölgem” ; “yelkeni aşk desenli tekne/şaşkın bir kaptanın elinde/(karaya vurmuş )şimdi inliyor kayalıklarda.” Çözüm bölümü ise bir ana fikri saklar zulasında “kimse kendisi değil bu oyunda/içten değil söz ve dokunuş/hayatın dili yalnız hıçkırıkmış” ; “Gölgeleri besleyen bir karanlıkta / sahnesi aydan bir tiyatrodayım/z”

 

      Kitabın son şiiri milyonlarca insanın yaşadığı korkunç dramın bir çocuktaki izdüşümünü yansıtır: “Anne Frank” şiiri.Çocukların yüzlerinde açan gülücüklerin hoyratça koparılıp ayaklar altında çiğnendiği, çocukluğunu yaşama hakkının ellerinden zorla alındığı zamanların hazin fotoğrafı. İnsanı insanlıktan çıkaran savaşın insanın gözlerindeki yıldızları söndürdüğü, şebnemi yanaklarından süzülen güllerin solduğu, görmenin, duymanın, düşünmenin, yazmanın, kalemin, kâğıdın, kitabın, defterin, hissetmenin, sevmenin, sevilmenin, gülmenin, hatta hayatta kalmanın yasak olduğu, yüzyıllarca unutulmayacak bir zaman diliminin şiiri. “Ödüm kopuyor kımıldamaya/Neye dokunsak yasak/ne yapsak yasak.” Bu dramdan ders çıkarılmamış olmalı ki bugün de dünyanın çeşitli yerlerinde çocukların gözlerindeki sevinç çiçekleri, dudaklarındaki gonca gülüşleri koparılmaya devam edilmektedir.

Bir şiiri portakal çiçeği kokuşludur, bir şiiri limon, bir şiiri ıhlamur çiçeği.Sanki kırlarından dağlarına eksik olmayan,  bin bir renk ve bin bir kokulu çiçeklerinden derlenmiş şiirleri; okuyanı sarhoş ediyor,okudukça demleniyor insan. Yasadığı toprakların tarihsel ve doğal coğrafyası beslemiş şiirinin karakterini, özgünlüğünü, imgesini, üslubunu. Ancak sözcük tekrarından ve benzer dizeleri kullanmaktan kaçınmalıdır.  İçinde yaşadığı toplumun sorunlarına, çelişkilerine duyarlı olmalı, onlara şiiriyle dokunabilmelidir. Bir şiirde insan kendinin bulabiliyorsa, görebiliyorsa,  şiir işlevini yerine getirmiş demektir. Şairin duruşu şiirine yansır, bilgi birikimlerini, yürek kıpırtılarını,duygu patlamalarını,özdeğerlerini bilincinde yoğururken birini ön plana çıkarmamalı, çevresinde yaşananları görmezden gelmemelidir. Şiir bir yürek süsü, bir kitap süsü olmamalıdır.

       Bir gün ömür perdesini kapatacak olsa da hayata şair, kalbinin sıcaklığını tadarız, gözlerindeki o parıltı umuda cevher olur.  Çırpmasa da kanatlarını bir kuş gibi, kalbinin dizelerinde atar şiirinin şahdamarı, İçimize bıraktığı kandil hiç sönmez. Kalbinin derinliklerinde saklanan düşleri, hayalleri öptükçe umudun alnından güzelleşir dünya, gürleşir hayat insan için.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram