KALENDER ÇİÇEĞİN HİKÂYESİ

Kartal kanatları altında saklanan dağın adı; Binboğa’dır. Koca bir dağ nasıl olur da kartal kanatları altına saklanır diyene, bir hikâye içinde de olsa ne desem beyhude… Görmeden olmaz. Ama bildiğim o ki Binboğa Dağı, mahzunların dağıdır. O yüzdendir ki, bu dağın dumanlı başında öbek öbek açan hemen her çiçeğin yayıldığı yer, bir mahzunun kırık gönlünü avutan nazenin bir döşek olmuştur.

Kalender çocuk bu dağın eteklerinde dünyaya gözlerini açtığında rengârenk çiçeklerle bezeli o tertemiz entarili dağın kendisine hem analık hem babalık edeceğini bilemezdi.

Ona daha aklı yettiğinden beri, “Annen şu dağlarda çiçek oldu.” demişlerdi de hep bu dağlara çıkışı ondandı Kalender’in… Kalender, sahiden de ismi gibi kalender tabiatlı bir çocuktu. Alçak gönüllü ve bulduğuyla yetinen…

O, yolu gözlenen bir çocuk olarak doğup büyümese de kendinin yolunu gözleyen bir dağın hislerini bilir ve her fırsatta Binboğa Dağı’nın zirvesine koşarak çıkardı. Nasılsa biraz anasının kokusu vardı bu dağda.

 Kalender çocuk, öksüz ve yetim başını gâh Binboğa Dağı’nın dimdik duran başına gâh şefkat kokulu göğsüne yaslar bir süre oracıkta uyurdu. Bu dağın nice kuşa, kuzuya ev sahipliğini herkes bilirdi de bu koca dağın şu küçük çocuğa yaptığı analığı ve babalığı kimsecikler bilmezdi.

Bir çocuk, bütün oyunlarını bir dağ ile oynayabilir miydi? Başı yüce ama gönlü engin Binboğa Dağı… O, bağrına bastığı öksüz ve yetim Kalender çocuğu nasıl kırabilirdi ki?

Ne vakit oyun başlasa, ilkin Kalender çocuğun sesi çıkardı dağa:

 “ Ey Binboğa, gör ki yok’um.” 

Binboğa, o vakte dek kimselerin duymadığı sesiyle yankı yankı bağırırdı:

 “ Ey çocuk, bak ki varlığımı gör!”

Kalender çocuk, bu cevabı alır almaz, sarılmak için koşardı Binboğa’nın kollarına. Ancak böyle seslendiğinde içindeki öksüzlük ve yetimlik hissini atar, kuşlar gibi hafiflerdi.

Günlerden bir gün, yine öyle yaptı Kalender çocuk, bütün nefesini topladı ve heyecanla seslendi dağa: “ Ey Binboğa, gör ki yok’um.”

Bu defa nedense dağın yankısız, cılız ve başkaca bir şey söyleyen sesi vardı. Koskoca dağ: “Artık yaşlandım, seninle oynayamam” dedi fısıltıyla.

O an dağların kalbinden eriyip akan buz gibi sular, sanki Kalender çocuğun yüreciğinden kaynar kaynar akmıştı. Koca Binboğa’yı kanadının altında saklayan kartal, hiç düşünmeden dağı bir köşede bırakıp sarılıverdi Kalender çocuğa.

Kalender çocuk, o güne dek başını yasladığı dağın kayalıklarına ilk kez öksüz ve yetim büyüyen avuçlarını dayamıştı. O vakte dek, Onun öksüz ve yetim avuçlarından bu dağa yarenlik eden, nice alamecekler ve kulaklı  toygalar, nice yırtıcı kuşlar yemlenmişti de kaskatı bir kaya ilk kez onun avuçlarından acımsı bir su gibi çaresizliği içmişti.

Dağın mahzunluğu Kalender çocuğun mahzunluğuna yaslanmıştı bu kez. Kalender çocuk, üzüntüden kan çanağına dönen gözlerini sakladı hem dağdan hem de kartaldan…

 İşte ne olduysa o an oldu. Kalender çocuğun parmakları arasından kayalıkları delercesine çıkan bir çiçek doğuverdi. Çiçeğin teni, Kalender çocuğun teninin rengine bürünmüşçesine bembeyaz kesilmişti. Taç yapraklarında çakmak çakmak bakan bir duruş, tıpkı Kalender çocuğun ağlamaktan kan çanağına dönmüş gözleri gibi damar damar kanlanmış hüzünlü bir bakış vardı… Kalender çocuk, çiçekle göz göze geldikten sonra, büyük bir huzurla gözlerini kapadı ve orada birdenbire sır oluverdi.

O oldu… Nereye gitti bilinmez, Kalender çocuğu bir daha gören olmadı dağlarda…

Binboğa Dağı derin bir iç geçirdi ve onun öksüz avuçlarını yasladığı yerde çıkan çiçeği, vazifeye hazır bir er gibi bekleyen kartala göstererek : “ Şu gördüğün çiçek bundan böyle Kalender çiçektir. Bu çiçeği alıp bütün bağrıma dağıt. Dağıt ki yüreğim hafiflesin.”  deyiverdi.

Öyleydi işte… Dünyada ne çok öksüz ve yetim, ne çok gönlü mahzun vardı da onların mahzun gönüllerine sarılıp teskin eden tek çiçek, dünyanın yalnızca bu dağında vardı.

 O günden sonra Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesindeki Binboğa Dağı’na gelen herkes, bu gözleri kan çanağına dönmüş kalender çiçeğin onlara bir şeyler fısıldadığını duydular.

Şu yalan dünyada yüreği burulmamış insan var mıydı ki? İşte Binboğa’nın nefesini nefesine yoldaş eden her mahzun, kalender çiçeği bulana dek yürüdüğü bu dağda, bilimsel adına Geranium kalenderianum denen bu çiçeğin kaskatı kayalıklar arasındaki güçlü ve duygulu duruşuna tanık oldular. Bu dağa çıktıkları her vakit, bütün yeislerini Binboğa’da bırakmış ve ruhen güçlenmiş olarak indiler.

Bu hikâye, hikâyelerin de hikâyesi olduğu halde dağın göğsünde açan bu çiçeğin Kalender çocuğun annesi olduğunu, Kalender çocuktan ve dağdan başka bilen olmamıştı…

Görebilen, duyabilen ve hissedebilen bahtiyar olsun vesselam.

Kalender çiçeği diyarında şimdiden gayrı bir nefes dağ havası çekmeye var mısınız?

İnci OKUMUŞ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir