BİLGELİĞİN YAŞI

– HASAN SONGÜR

***

Hayata yeni başlıyor gibiyim. Etrafımdaki yaşıtlarıma göre ise hayat bitmiş gibi. Beklemeye şartlandırıldıkları rahat ve mutlu hayata kavuşamamanın hayal kırıklığı içindeler. Özlemle gençliklerini hatırlıyorlar. Onların özledikleri zamanları ben kitap küfü kokan odalarda kütüphanelerde geçirmiştim. Şunu gördüm. Biz beyin devrimi yapamamış toplumuz. Ne demektir ki beyin devrimi?

Alvin Toffler’in Şok adlı kitabında tarih üç aşamada anlatılıyor. Birincisi kas kuvveti. Kimin kasları güçlü ise o daha çok çalışıyor, daha iyi dövüşüyor. Yani o hayata hakim oluyor. İkincisi makine kuvveti. Kim fabrikalara, tanklara, silahlara hakimse o hayata hakim oluyor.Sonuncusu bilgi kuvveti. Kim hayatında bilgiyi hakim kıldı, hayata o hakim oluyor. Ülkemin insanları yaygın olarak kas kuvvetiyle makine kuvvetine inanmakta.

Ronald Reagan, 1984 yılında ikinci kez başkan adayıdır ve 84 yaşındadır. Televizyonda rakibiyle tartışmaktadır. Rakibi daha sonraları anılarında şöyle yazar. “Ronald Reagan bir cümle söyledi, o an kaybettiğimi anladım.” Ronald Reagan’ın söylediği cümle şudur:  “Ülkemi tekrar yönetemeyecek kadar yaşlıyım. Ama ülkemi genç ve toy birinin yönetimine bırakamayacak kadar ülkemi seviyorum.”

Genç ve toy dediği adam 52 yaşındadır. Bilginin hayatlaştığı… yani insanın bilgi sahibi olmaktan çıkıp bilgeleştiği yaş… Galiba ellili yaştan sonrası…

***

TAKLİTÇİ ZİHNİYET

 *

Su motorunu kucağıma aldım, kanala doğru götürüyorum. Kurup bahçeyi sulayacağım. Annem suçlayıcı eda ile çığlık çığlığa bağırıyor: “O öyle götürülmez. Baban onu el arabasına koyar, şöyle tarlanın kenarından götürürdü.”

Annem, babamın güçsüz olduğu için öyle yaptığını düşünemiyordu. Öyle götürüldüğünü görmüştü ve başka türlü götürülmeyeceğine inanıyordu.

Yine seneler evvel berberdeyim. Adam makasıyla şak diye bıyıklarımın ucunu kesiverdi. Benim bıyıklar badem bıyık kalıverdi.  “N’aptın sen?” diye tepki gösterdim.

Berber, ben çok cahilmişim de kendisi çok alimmiş gibi pişkin pişkin sırıtarak bir yanımdaki tesettürlü eşime bir bana baktı. “Müslüman’ın bıyığı böyle olur.” dedi.

Berber Müslüman’ın bıyığının başka türlü de olabileceğini düşünemiyordu. Kendisi nasıl görmüşse öyle olmalıydı.

Annem de berber de on milyonlarca insan gibi hayata görenek penceresinden bakıyorlardı. Görenekte yaratıcı zekaya ihtiyaç yoktur. Düşünmek gerekmez. Göz ne gördüyse insan aynısını yapar. Taklittir diğer adı. Bir zoolog anlatıyor:

– Birkaç maymun yakalayıp inceleyeceğiz. Bir türlü yakalayamadık. Sonra iki ağacı yan yana koyduk. Ağacın birinin üzerine zamk sürdük. Biz de diğer ağacın üzerine çıkıp zıplamaya başladık. Maymunlar bizi taklit etmek için karşımızdaki ağacın üzerine çıktılar. Birkaç kez zıpladıktan sonra yapıştılar, kaldılar.

Tiyatro tarihi hocam Metin And: “Maymunlar gördüğü her şeyi alır. Biz Tanzimat’tan sonra maymunlaştık. Batıda ne gördüysek sormadan sorgulamadan hep aldık.” derdi.

Rahmetli Erbakan, muhafazakar kitle adına Batıcı laikçi kitleyi “Sizi gidi taklitçiler sizi! “ diye eleştirirdi.

Bugün görüyorum ki muhafazakâr kesim taklitçileri, taklit etme yolunda dolu dizgin yürümektedirler. Toplumsal kaosumuz, huzursuzluğumuz biraz da bu yüzdendir. Yani görenekçi taklittendir. Oysa olması gereken gelenektir. Gelenek, geçmişten aldığımız mirasın üzerine kendimizden bir şeyler koymaktır. Bunun için önce kendimiz olacağız.

**

TÜRKÜLERİN MAYASI

 *

Türkülerde hayatın güzelliklerine dair nice sırlar saklı. Dinledikçe duygulanır, coşarım.

Sonra içime kanadı kırık bir hüzün çöker, kalbim sızlar. Ben o türkülerde anlatılan dünyayı kaydedilmiş sevdayı arar gibi özleyenlerdenim.

Hani şu evlerinin önü diye başlayan türküler: Evlerinin önü yonca… Evlerinin önü mersin… Evlerinin önü yoldur… Evlerinin önü boyalı direk… Yüzlerce türkü sayabilirim böyle başlayan.

Türkü yakan sevdiğini bir evle anıyor. Sevdiğini bir ev içinde düşünüyor. Bugün kadını evle birlikte düşünmek mümkün mü?  Kızlar, çoktan o evlerden çıktılar, gittiler. Dönmediler ve dönmeyecekler.

Dişi kuşların yaptığı yuvalar olmayacak. Ana şefkatlerinin ısıttığı baba ocakları yok artık.

Bir daha o ocaklar olmayacak.

Ah, ah! Olmayacak!

Sahi evinizin önünde ne var? Ne görüyorsunuz?. Banka mı mağaza mı.?

Para mı?

Evinizin önü bankadır, evinizin önü paradır… diye türkü yakamıyorsunuz değil mi? Yakamazsızsınız.

Aşksız kelimelerle türkü maya tutmaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram