AYBÜKE 

*Afra Gül

*

Gün yüzüne hasret 
Günler geçer mi? 
Geçiyor işte!
Her şeyden mahrum, 
Her şeye hasret…

Modern bir hücrede 
Takvimlerden habersiz, 
Kendi yüzünü bile göremeden bilemeden
Ayakları unutmuş toprağı
Çimeni koklayamamış 
Gözleri güzelliklere uzak, 
Bedeni hastalığa tutsak,
Küçücük elleri tutamamış istediklerini. 

Uzanamamış mutlu günlere, 
Yağmura dokunamamış parmak uçları,
Uçurtma uçuramamış göğün mavisinde 
Ama gözleri çok yağmur dökmüş
Küçücük omuzları çoktan çökmüş. 
Güzelim saçlarına bu yaşta aklar düşmüş,
Ne bir papatya görmüş ne de gelincik 
Ne bir ceviz çalabilmiş,
Komşu bahçesindeki ağaçtan ne de bir badem.
Ne çocukluğunu yaşamış ne gençliğini, 
Mevsimi hiç olmamış bahar,
Konuşamamış dilleri 
Feryadı bakışları kadar.

Oyy tabip! 
Sen hiç göz okudun mu?
Biliyor musun,
Ben bir masumun bakışlarını hatmettim.
Hem de defalarca 
Hüznünü ektim yüreğime 
Büyüttüm büyüttüm, büyüttüm
Rüyalarımda hep onu yürüttüm
Aguşum açık 
Bana koşmasını bekledim.
Onun çığlıklarına bin vah yükledim.
Ne geceyi bildim ne gündüzü
Bildiğim tek şey 
Çaresizliğin ateşinde
Yavaş yavaş biten mum gibi eridim eridim…

Oy tabip!
Dermansız dertlere düştüm
Yokladım yavrumu yarası yoktu. 
Yürekte yarası beş imiş meğer diyen ozan,
Beni görmüşte mi söylemiş.
Söylemiş de yüreğimi pare pare eylemiş.
Şimdi hangisine yanmalı;
Çaresiz derdine eriyen anaya mı,
Yoksa çaresizlikte kaybolan masum yavruya mı?

Yok, yok!
En iyisi ben inancıma sarılayım sımsıkı,
Şükre vurayım dilimi. 
Sabır tohumları serpeyim acıyan yüreğime, 
Avuç içlerime dualar üfleyeyim sıcak nefesimle.
Burada yapamadıklarımıza hayıflanacağıma, 
Sonsuzlukta yapacaklarımızın
Lezzetini süreyim ay gelinimin ay yüzüne…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir