AFŞİN’DE DÜŞ KIRINTILARI

*MEHMET MORTAŞ

*

Atiye dönüp baktığımda güzel yaralar gelir vurur ayaz renginde. Çocukluğumun çocukça terlediğim zamanlardı. Her mevsim koşardık aylar aylara yenik düşer, bizler yenik düşmezdik içimizde barındırdığımız dünyaya. Küçük ilçede rengârenk bağ bozumlarından, serin yaz gecelerinin tenha zamanlarında ceviz ağacının altında düşlerimizi yetiştirir, baharın taptaze kokusunu içimize çekerdik. İlkokulun çocukça dünyasında büyük düşlerimizin olduğuna, kendimize çizgi romanlardan dünyalar oluştururduk. Çizgi romanlar bizleri dehşetengiz dünyanın karakterine götürür, ayaklarımızda geçen kıştan kalma soğukkuyu ayakkabılarımızla yıpranmış patlak lastik topumuzun peşinde koşardık. Purluktan çıkarılan purlar her evin damında yağmur duasını bekler gibi bekler, kışın kar yağışlarında kendini karın altına gizlerdi. Sonra kitaplarımız vardı düşlerimizde gezdirdiğimiz. Her kitap zihin dünyamızın atlasını çıkarır ve biz uzaklardan Atlas tepesine bakardık. Gözümüzde büyüttüğümüz Atlas tepesine çıkmanın hayali ile yaşar fakat yine de Belan’dan Kayapınarı’na yolculuk yapardık. İlçenin bir ucundan diğer ucuna kadar uzanan caddemiz her sırrımızı bilir, tartar, fakat bizleri ya Ashab-ı Kehf’e ya da ölüm rüzgârı estiren termik santraline yolumuzu çıkarırdı. Ulu Cami’nin şadırvanından binlerce yılın medeniyeti suyumuzu içer, sessizliğin sözden ağır olduğunun tanıklığını Ulu Cami’ye bakar anlardık.

Çaylarımızı fikirlerimizle, şiirlerimizle karıştırdığımız dedenin çay ocağını mesken tutar; çayları her yudumlayışta bir gece vakti bir dostu uyandırmanın tertemiz dünyasında kelimeler oltalardık. Yazın sıcağında Dedenin Yerinde bütün çayları bir araya getirsen onun çayı gibi olmaz, içimizi derin mi derin sohbetin içinde derin bir serinlik kaplardı. Kışın soğuk günlerde kıpkırmızı olmuş sobanın etrafında bir yanımız üşürken sobaya dönük yanımız ısındığı vakitler Dede’nin çayı sanki bütün ilçeyi ısıtırdı. Şiirin kıvılcımlarının etrafa yayıldığı sanat edebiyatın dünyamızda patlamalar yaşandığı kış gecelerinin ayazını avuçlarımızda tuttuğumuz zamandı. Yaz günleri avuçlarımızda serin bir meşale gibi dolandırırdık. Nedense hep yaz günlerine denk gelirdi oruç ayları. Ve açlığın mevsiminde Binboğa Dağları’nın eteklerinde zamansız düşler ülkesi Ashab-ı Kehf’e giderdik. Yedi Uyurlar her gitmemizde çocukça selam verir, vakit en ince noktasından bilinmezler dünyasına kayıp giderlerdi. Katmer katmer saniyeler dakikalar birbirinin üstünde durur, kimi yerde Roma eserleri kimi yerde Bizans ve Selçuklu eserleri hayatın göreceli olduğunu kanıtlar gibiydiler. Çocukça düşlerle el sallardık Yedi Uyurlara. Yedi Uyurların ismini bütün çağlara tek tek yazmaya çalışır zamanı bütün iliklerimize kadar eritirdik.

Bahçeli evimizin büyük dünyasında anamız bütün yorgunluğuna aldırmadan beş kardeşi bağrına basar, dünya yerinden oynasa ayıramazdı. Tenimize konan ayaz bir türlü kışı üstümüzden atmamıza izin vermez, yıldızların parlak zamanlarında çaylarımızın renginde üşürdük. Kar bembeyaz yüzünü yeryüzüne önce Binboğa Dağları’nın görünen yüzüne örter, sonra bembeyaz düşler resitali ilçemize doğru sevecen bir eda ile yürürdü. Çırılçıplak ağaçlar, esen sert rüzgârların dımdızlak dallarını yalayıp geçip gitmesinin türküsünü söyler, içten içe yine de içlerinde baharı barındırırlardı. Kuzeyden esen soğuk rüzgârlar karların iliklerine kadar işler sertleşir, lastik ayakkabılarımız ile çocuk düşlerinin üzerinden Değirmenbaşı’na doğru kayardık. Bulutlar dağların donmuş doruklarından sert serin rüzgârını kalplerine hapseder ve üstümüze ılık bir kar yağışı yağdırırdı. Kıştan sonra bahar bir türlü gelmez, nisan getirmek için uğraşır yorulur yenilir ve mayıs ayına devrederdi fakat yine de bahar gelmezdi. Anamın bahçemize yüreğinden gelen dokunuşuyla bahar gelmemeye direnemezdi. Aslında baharın gelmesi anamızın yüreğinden kopup gelen merhametin bahçemize ektiği güllerin esintisiydi. Çünkü bahçemize mucizevî bir dokunuşla rengârenk çiçekler açtırırdı anam. Berit Dağı’nın fırtınalı rüzgârları dahi anamın çiçeklerine itinayla eser, üzmek istemez kuşların kanatlarında resitaller çizerek giderdi. Üstümüzde gök kubbe gibi duran, Kayapınarı’nın soğuk sularını damarlarında ısıtan babamdı. Kuşlar uçururdu saçlarında, köyümüzün alamecek, yaprak kuşları sadece babamın omuzlarına gelir konardı. Gözümüzde yüksek ulaşılmaz dorukları olan bir dağ gibiydi fakat en çok da biz ulaşırdık için için sevinirdik. Anam kara meşin diye severdi, hepimiz bu meşinin etrafında yıllarca kenetlendik. Akrabalarımın kimisi Armutludede’ye kimisi köyümüzün mezarlığına düş rüzgarının dallarına tutunup toprağa karıştılar.

Arkadaşlarımız vardı, zaman seksenlerin içinde dönüp dolaşıyordu. Kitapların ağırlığınca yol yürürdük; fikirlerin derin ikliminde kelimelerin ateşini yakar, düşüncelerin deruni akarsularında hurman çayına gider söz söylerdik karşımızda dev gibi duran hayata karşı. Yel değirmenlerimiz yoktu fakat fikirlerin dünyasında donkişottuk, dönüşüm yaşamadık fakat Kafka’nın Samsa’sıydık. Psikolojik buhranlar yaşamadık fakat Dostoyevski’nin Raskolnikov’uyduk. Fakat en çok da Sezai Karakoç’un Hızırla Kırk saati, İsmet Özel’in Üç Mesele’si ve Erbain’i, Yaşar Kaplan’ın Sıfır Üç Depremleri, Şeyh Galip’in  Hüsn-ü-Aşk’ı,  Fuzuli’nin Leyla ile Mecnun’u, Yunus Emre’nin garipleri, Necip Fazıl’ın Çilesi, Nazım Hikmet’in Piraye’ye Mektuplar’ı ve böyle gidiyordu liste. Yeşil Afşin gazetesinde küçük ilçede büyük dokunuşlar yapmanın uğraşısı içerisindeydik. Bengisu, Genç Kalemşörler sayfamızla dünyaya meydan okuyorduk sanki. Kiraz zamanı ceviz ağaçlarının duldasında şiirlerimizi gökkuşağına bindirir, sanat ve edebiyatı yudum yudum yudumlardık.

Bir yönümüz;

“Kazmayı kayalara değil kalplere vur ey
Ferhat niçindir kırdığın bunca taş senin”

Diğer yönümüz;

“ben yaşarken koptu tufan
ben yaşarken yeni baştan yaratıldı kâinat”

Zaman, günleri gözümüz açıp kapayana kadar, ayları etrafımızı dönene kadar, yılları birkaç adımlık mesafe gitmeden yedi bitirdi. Afşin’de güzel düş kırıntıları kaldı. Kimi dostlar, arkadaşlar, akrabalar bu dünya penceresine baktı gitti. Kimileri şehirlerin bağrında hayatın tam da orta yerinde yeryüzü mücadelesinin yaşamını vermekte.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir