VUSLAT

*MEHMET MORTAŞ

*

Düzeltemediğimiz ne hengâmeler ortasında kaldık, uçurtmalar uçurduk, bir kuşu gün batımında kanadından vurduk, yazdan kalma bembeyaz bulutu kar suyu ile yıkadık. Erişilmez beldeler hayal ettik, elimizde çizgi romanlar her birimiz bir çizgi roman kahramanı edası ile selam verdik birbirimize. Ne çok doğru bildiğimiz yalanlar vardı, söyleyemediğimiz yılların tortusu duygular. Hani dünyayı sırtında taşısan yine de haykırmak, meramımızı anlatamadığımız sözler vardı. Bir yanlışı hayatımızın yanlışları ile ekleyen fiillerimiz, hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünyaya çakılı kalacağımız hislerimiz hangi vuslata götürür bizi bilinmezler denizinde. Her yaşadığımız, değerlerimiz dünyalık kavuşmalar ile doldurulmuş. Tuttuğumuz değerler hep elimizde kalıyor, boş ve avare dolaşıyor oynak gölgeler gibi. Kavuşmak, kapitalizmin bütün olanaklarından faydalanmak anlamına geliyor çivisi çıkmış dünyanın kuytu yerlerinde. Biriktire biriktire kavuştuğumuz ve en önemli saydığımız her türlü dünyevi nimetler bir bir terk ediyor, sonbaharda sararan yapraklar gibi dalından zamanı geldiğinde uçup gidiyor.

Kendimize kazanç sağladığını zannettiğimiz mal ve mülkler, o yüce varlığa kavuşmayı değil cehennem çukurunun ateşini yükseltmek için biriktirilmiş Leheb’in odunlarıdır. Vuslata ulaşmayı etrafımızda biriktirdiklerimiz nedeniyle ulaşamıyoruz; çekiyor bizi dünya kendi girdabına, çukuruna. Ya kendi benimize ulaşamamak, sipariş verilmiş benler ile yaşamak ve kendimiz zannetmek, hangi vuslata ulaştırır bizi bilinmez. Gidilmesi gereken yollar önceden belirlenmiş, yalancı cennetler sunulmuş önümüze. Hicret edilecek meşru alanlar daraltılmış, yaşamak adına ölüm çukurlarından bir çukur sunulmuş önümüze. Yaşayarak vuslata ulaşmak çok zor görünüyor kapitalizmin döngüsü hengâmesi içinde.

Vuslata ulaşmak ama hangi vuslata? “Sonu olmayan kısır döngüler içinde bocalanan bir vuslat mı?” Bilinmez… Bilinmez rüyaların peşinden koşmak, bahar tadını alamamak, mevsimlerin kaybolduğu garip dünyada başıboşluğun ortasında bocalayıp durmak, nereye gideceğini bilememek, hangi insanı vuslata taşır. Kavuşmanın sadece bu dünyada olduğu düşüncesi ile yaşayanlar ne kadarda cüzi düşünceler içerisinde hareket eder çıkmaz yolara doğru yol alırlar bilinmez. Sabahın düşleri yetersiz kalır, bazen akşamın korkuları yersiz… Çünkü gerçek olan ölüm kapısından görünmüş kavuşmanın, gaybın içinde saklı olduğu güneşin parıldaması gibi belli olur yaşamın içinde. Yaşamak kimilerine göre etiket edinmek, mallar-mülkler edinmek ve bunlara ulaşmanın çabası içinde olmaktır. Bu çabanın içinde olmak nefse ve bedene zulmün dünyadaki versiyonu gibi durur karşımızda. Çabalamak, ulaşmak, bir şeyler elde etmek için bir ömür tüketmek ama hiçbir şey elde edememek ve hiçbir şey elde edememenin ne olduğunu bilememek. Bilgi çağında yaşamak ama bu bilginin kendimizi uçuruma doğru sürüklemesini hep beraber hızlandırmak, gelişmişliğin en cazip söylemi olsa gerek. Gönül çağında değil de belki de bilgi çağında yaşamanın en kötü sonucudur insanın kendi kendini yok etmesi. Bunu da insanlık adına yapması.

Bilgi çağı gönüllerde saklı olan güzellikleri aklın süzgecinden geçirmek ister ve bir sonuca varamaz. Çünkü sonuç ölüm ve ötesine dayanmakta, sonbaharın içimize bıraktığı o nahoş hüznü anlayamamaktadır çağın insanı. Sararmış kuru yaprağın vuslata erdiğini bilimsel yöntemler nasıl anlasın, nasıl yorumlasın? Sararmış yaprağın halini anlamayan bilgi çağı insanın vuslata erme isteğini, sevgiliye kavuşma isteğini mümkün değil anlayamaz. Anlayamadı da zaten yeryüzünü akledemeyen insanlar topluluğu haline getirdi, gönüllerimizde olan baharın geliş saatini fiziki dünyayı küresel çevre bozulmaları ile yavaş yavaş söküp attı ve bizleri betondan ruhsuz şehirlerde yaşamaya mecbur bıraktı. Şehirde zamanın peşinde koşup durduk ama yakalayamadık bir türlü. Çünkü zamanı yakalamak için bize zaman gerekti, yetmiyordu dakikalar, saatler… Bu çağda kavuşmak vuslata ermek bir işe yetişmek gibi yaptığımız işleri bir sonuca erdirmek, varsa gidilecek yerlere gitmek gibi.

Söz dağarcıkları bilgi çağının vuslat anlayışına mezedir, çünkü kapitalizmin tüketim kültürüne hizmet eder ve tüketicilerin istediği, sevdiği tüketim malına kavuşması en büyük sevincidir. O tüketici kapitalizmin istediği vuslatına erişmiştir. Kapitalizm insanın vuslatına erişemeyecektir, yeter ki insan vuslata erişmeyi kavrasın anlasın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram