UÇURUMDA BİR GÖMÜ

 – AKİF NECİPSOY

*

Yazar Mustafa Uçurum, edebiyat dünyasının en çalışkan ve tanınmış simalarından. Dünyabizim.com da her ay hiç aksatmadan elli civarında derginin ayrıntılı analizini, eserlerden alıntılar da yapmak suretiyle hazırlayan ve bunları sosyal medya hesaplarından düzenli olarak paylaşan takdire şayan bir çalışmanın sahibi. Şiir, öykü, deneme ve hikâye türünde on bir eseri bulunan yazarın bu yazının inceleme konusu olan eseri son öykü kitabı olan Uçurumda Bir Gömü.

Otuz öyküden oluşan kitap, genel itibariyle olay hikâyesi ile durum hikâyesi arasında bir yere konabilecek eserlerden oluşuyor denebilir. Lâkin olay hikâyesi olarak nitelenecek hikâyelerin hepsinde de serim-düğüm-çözüm planına tam olarak riayet edilmediği, serbest/rahat anlatımın da sıkça tercih edildiği gözlenmekte. Tüm öykülerde okuyucuda merak uyandırmaya ve hayal gücünü kullandırmaya yönelik bir anlatım dikkat çekerken çevrenin ve kahramanların yeteri kadar ve etkili şekilde betimlendiği de göze çarpmakta. Herkesin gözü önünde cereyan ederek zaman değirmeninde öğütülen manzaraların, sıradan gibi gözüken yaşam sahnelerinin, yazarın gözlem ve hayal gücüyle birleşerek gizemli öykülere dönüştüğü görülmekte. (Uyuşuk, Üç Dakika, Çok Kalabalık, Kentsel Yenişim, Uyuşuk…)

Ayrıca yazarın yer yer fikir ve ideoloji örgüsünü net bir şekilde ortaya koyduğu satırlara da rastlanıyor kitapta.(“Emir kesin; emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” ; “Atının üstünde bir Halid bin Velid düşlüyorum… Asr-ı Saadet’in aslında saadetten daha çok büyük acılarla yoğrulan vakitlere şahit olduğunu büyüdükçe öğreniyorum.” ; “Öğleni Ali Paşa’da kılacaksın, ikindiyi Garipler Camisi’nde. Sadece cami değişikliği değil bu. Arada 500 sene var.”

Öte yandan geçmişte ya da günümüzde meydana gelen ve insanlığın kalbinde derin yaralar bırakan hüzünlü olayların etkileyici bir dille anlatıldığı hikâyelere rastlanıyor kitapta. 1980 ihtilali sonrasındaki sancılı ortamdan ipuçları veren “Mayko” ve Suriye’de yaşanan insanlık dramını yansıtan “Bir Gün Dönülecek Halep’e” bu tür hikâyelerden.

Anlatım dili olarak, kahramanların iç dünyalarını, düşüncelerini de dile getiren hâkim/ilahi bakış açısı, anlatıcının olayın kahramanlarından olduğu kahraman/birincil tekil bakış açısı ve dışarıdan olayları gözlemleyen ancak iç dünyalarına, düşüncelerine ilişkin anlatıma yer verilmeyen müşahit bakış açısından hemen hemen eşit şekilde faydalanıldığı görülmekte.

Öykülerde kısa ve anlaşılır cümleler kullanılmakla birlikte, bu durum anlatımda çarpıcılığı da ortadan kaldırmayacak nitelikte. Betimlemeler sıra dışı, açık ve sade imgelerle yapılmış. Öte yandan, birçok öyküde şiirsel anlatım keyfini sıkça yaşatan eserde, satır aralarında yer yer şiir dizelerine de rastlamak mümkün. Bu noktada özellikle 53.sayfada yer alan Hadi Gidin isimli öyküye ayrı bir parantez açmak ihtiyacı duyuluyor. Bu öykü neredeyse baştan sona harikulâde şiirsel bir anlatımla kaleme alınmış;

“Yıkık şehirlerim, tenime yaslanan rüzgâr, içimde pastoral bir firar. Bütün ihtişamıyla fiyakamı çekip şehirden, dilimizde bir firar şarkısı; dağlara, dağlara.”

“Ben sen oldukça dağılıyor uğultu. Bir şelâle dökülüyor ansızın çöllerime. Sükûtumu hayra yoracak bir rüyaya yatacağım… Pencereye vuran her yağmur tanesi sanki içimde yer arıyor kendine… Bir ses, bir adamı ayağa kaldıran, yağmur gibi. Camlarıma vura vura, içime çarpa çarpa. Gökyüzünde dönüp duran bir ses daha bir anlam kazanıyor şimdi.”

“Giderken bile ne güzel olurmuş insan, bir şiiri alıp yanıma giderken gülendam bir teselliyle avuturum kendimi: ‘Hadi gidin ve daha güzel gelin.’ ”

Öyküde sürükleyiciliğe en çok katkı yapan niteliklerden olan gizemli anlatıma da sıkça başvurulmuş. Sözün bu yerinde, 33.sayfada yer alan Yansıma Sesler Korosu hikâyesi başat örnek olarak bir adım öne çıkıyor;

“Ses önemli Neriman. Bunlar duyduğum sesler. Ya duymadıklarım… Birdenbire içime düşen seslere ne demeli. Bir gece vakti kuyuya düşen ay gibi sesler var bir de. Sadece benim duyduğum sesler bunlar. Küçücük bir odada tek başıma kaldığımda duvara vuran gölgenin sesini bilir misin sen?”

“Yine aynı ses, “Hişt hişt” dedi ama arkama döner dönmez baktım ki Neriman duruyor karşımda. Yüzüm nasıl şekil aldıysa artık gözleri kocaman oldu Neriman’ın. ‘Ne oldu, korktun mu?’ dedi. ‘Yok,’ dedim. ‘Ben seni Sait Faik sanmıştım’. ”

Kitabı okurken sımsıcak bir iklim ruhu sarıp sarmalıyor, özenle seçilmiş kelimelerin oluşturduğu söz öbekleri alıp götürüyor pırıltılı iklimlere. Anlatılmak istenen duyguların kısa, öz ve anlaşılır cümlelerle, kolaylıkla ve çarpıcı bir şekilde anlatımı kitabın öne çıkan vasıflarından.

Eserden yer yer ve aralarda yapılan alıntılar haricinde, anlatılan niteliklerine örnek olabilecek birçok çarpıcı ifadeden bazılarının daha altını çizmek adına:

“Koltukta oturan yalnızlığının yanına oturdu. Başını yalnızlığının omzuna koydu. Sır gibi yaşıyorum hayatı diye geçirdi içinden. Sonra sustu. Hep susardı zaten. İnsan yalnızlığıyla en çok susarak konuşur.”(Bi’ Polar Alabilir miyim? )

“Kırık camın kenarından bir damla gibi odanın içine düşen güneşi avucuma alıp üşüyen yerlerime koymayı düşündüm.”(Yansıma Sesler Korosu)

“Dağ yoksa şehir de bunaltır insanı. Dağları göreceksin ki ufkun açılsın, için ferahlasın.” (Kentsel Yenişim)

“Arkadaşı ağlamazdı ama ağla açılırsın derdi herkese. Ağladı ama her şey aynı kaldı. Dalda kuş, camda gölge, gökte bulut.”(Taşeron)

“Hızlanan dünyaya inat yavaş olsak. Ağır yaşasak, tadına vararak her şeyin.”

“Yaslanılmayı bekleyen bir omuz, okunan bir şiir, kalkmayı bekleyen bir otobüs. Hayat nasıl da akıyor su gibi”

Son söz yerine; Uçurumda Bir Gömü, insanı edebiyatın büyülü dünyasında doyumsuz bir gezintiye çıkaran eserlerden oluşan bir öykü kitabı olarak raflarda yer açılması gereken ve keşfedilmeyi bekleyen bir “gömü” gizemiyle okuyucusunu bekliyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram