TORNET

*MEHMET BİNBOĞA

*

Ah Afşin… Güzel ülkem, sevgilim…

Çocukluğumun büyülü ülkesi. Şimdilerde sakin şehir dedikleri şehirlerdendi, sessiz ve huzur dolu beldeydi bir zamanlar.

Çocuktuk ve hayat şiir gibi bir şeydi Afşin’de… Dayımın, şehri kuş bakışı gören Havsa’daki evinin damından ta Kuzbahçe’ye, Karşıyaka’ya, Mezmane’ye selam sarkıtırdık türkülerle. Baharın, rahmetli Dedem Cıro Abdullah, Koca Durmuş’un evinin karşısındaki tarlasında envai çeşit sebzeden oluşan cıvıl cıvıl bir bostan hazırlığına girişir, Ninem Fadime Hatun’un korkusundan en küçük ayrıntıya bile dikkat eder, civardaki en güzel bostanı yetiştirmek için insanüstü bir çaba harcardı.

Bahçemiz, Mezbaha’nın (ki o zamanlar mezmane denirdi) az ilerisinde Tanır yolu’nun Havsa’ya tırmandığı yokuşun dibindeydi. Birkaç ay sonra dillere destan bir yeşilliğin içinde bostanımızda et rengi domatesler, yemyeşil salatalıklar, kabaklar, mor reyhanlar, naneler, sarmısaklar, soğanlar… vs. insana yaşama sevinci veren bir doğallıkta, pırıl pırıl “Göz” denilen mevkiden gelen kaynak suyuyla sulanırdı. Dedem Rahmetli cömert adamdı, gelen geçen yolculara ısrarla sebze-meyve ikram ederdi. Bahçenin başında “pusluk” denilen suyu buz gibi bir kuyumuz vardı. Kuyunun sürekli serin kalması için; daldan, çırpıdan ve çamurdan oluşan bir harçla kavuk şeklinde bir korunak yapılmıştı. Geçen yolcuların eğleşip su içtikleri serin bir vaha gibiydi bu bahçe.

Mahallenin yeni yetme ergenleri Havsa yokuşunda tornet denilen ve tekerlekleri atıl araba bilyelerinden oluşan, direksiyonu U biçimindeki bir zincir, tercihen o zincirin üzerine geçirilmiş hortumdan mürekkep arabalar sürerlerdi. Ne yazık ki benim hiç tornetim olmadı, ben bu büyülü araca binebilmek için dayı oğullarına saatler süren yalvarmalarda bitap düşerdim.

Onlarca metre yokuşu, elimizde o tuhaf arabalar olduğu halde ıhlaya tıslaya tırmanır, yokuşun başına, eski mezarlığa, vardığımızda tornetlerimiz birer Arap atı gibi şaha kalkar bizler de mor kahküllü şehzadeler gibi sevinçten çılgına dönerdik. Tabi o zamanlar, o yollardan doğru dürüst araba geçmediği için yol saatlerce boş kalır, bizler de sonuna kadar eğlencenin tadını çıkarırdık.

Bir gün, yine o harlı oyunların birinde, oyun keyfinden başı dönen o çocuk cumhuriyeti, Tanır istikametinden gelen freni bozuk bir minibüsü fark edememiş, minibüs akşam sığırına dalmış sekiz on ineği devirdikten sonra bir arkadaşımızı da ezmişti… Çocuk hemen oracıkta can vermiş, bizleri yakan kavuran bir acıyla baş başa bırakmıştı.

Ne vakit memlekete gitsem araba Havsa’nın yokuşu tırmanırken minibüsün altında kalan kara önlüklü o çocuk gelir gözlerimin önüne, ah anılar hüzündür biraz…

*

Mehmet Binboğa

TORNET” için bir yorum

  1. Vay abim eline diline sağlık Allah sağlık sıhhat versin ,maşallah gözlerim doldu .yalan Dünya ne çabuk geçti o yıllar ,sanki bir yel gibi.. öpüyorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram