Tanpınar ve Ben

*Murat Çolak

*

Tanpınar’ı her zaman sıkıcı bulmuşumdur. Hele onun 19. Asır Türk Edebiyatı eserini kerli ferli profesörlerden bir dönemde okumak mecburiyetine katlandıysanız…

Onu hep uzak, ulaşılmaz bir zirvede, edebiyat tahtına kurulmuş bir elinde cigarası diğer eli sarman kedisiyle oynaşırken hayal etmişimdir.

Üstad-ı Ekrem’den Tevfik Fikret’e, Ondan hasbelkader Ahmet Haşim’e ve Yahya Kemal’e uzanan edebiyat tacının tek sahibi…

Yahya Kemal’den devraldığı edebiyat tacını kimseye kaptırmayan, bütün bir Serveti Fünûn devrinin tek mirasyedisi…

Sultanü’ş Şuara unvanı Baki’den beri hangi ellere geçmiştir bilinmez ama edebiyat deryasına dalan en ufak bir kayıktan en haşmetli gemilere hemen herkes Tanpınar yıldızının büyüklüğünü kabul etmiştir.

Birkaç gündür Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı eseri elimde divane gibi geziyorum. Eseri okumak öyle büyük haz veriyor ki zevcem bile yakınır oluyor. ‘Bu ne her vakit kitap okuyorsun…’ vesaire.

Bazı zaman kendimi kaptırıyor, sesli okuyor, gülüyorum. Mesai arkadaşlarımdan birisi bulunduğum odaya girince beni telefonla konuşuyor sanıp ‘üstat çıkalım mı?’ dedikleri de vakidir.

Bu gibi hisleri yalnız okumaktan kam alan dimağlar anlayacaktır. Bazı eserler vardır ki insanı esir eder. Daha düne kadar sıkıcı bir edebiyat muallimi, çokbilmiş bir zat olarak gördüğüm Tanpınar’a bakışım bu kitapla değişti.

Kitaptaki karakterler bazen sizi alıp bir Yeşilçam filmine götürüyor. İnek Şaban izler gibi oluyorsunuz, bazı vakitler de bir an evvel çözülmesi icap eden bir muammanın ortasında kalıyorsunuz.

En son bende bu hisler Oğuz Atay okurken olmuştu. Dedim ya bazı eserler esir eder insanı diye. İhsan Oktay Anar’ın macerayla karışık Puslu Kıtalar Atlası serisini binbir merakla okuduğum geliyor hatırıma… Son kitabı çıktı mı? Acaba son kitabında bir evvelki eserindeki sırları açıkladı mı? 

Kafanızda sorular ve bitmek tükenmek bilmeyen bir merakla kitapçı kitapçı gezmediyseniz, bir kitabı bulunca kayıp malını bulmuş gibi sevinmediyseniz beni anlamanız mümkündür diyemem.

İşe Tanpınar’ın bu eseri de sanki uzun zamandır hasret kaldığım bir ahbabı bulmuşum gibi sevindirdi beni. 

Saatleri Ayarlama Enstitüsü kitabından evvel Tanpınar’ın Beş Şehir eserini okumak fırsatım olmuştu. Ne şiirlerinde ne de akademik eserlerinde bu lezzeti bulamadım.

Sizlere kitapta şu kişiler var şu olaylar geçiyor diye anlatacak değilim, onları hemen her yerde bulmanız mümkündür. 

Mevzuyu bir fıkraya havale edelim;

Fıkranın birinde kıyamet kopmuş, her güruh bir mecliste halledilmiş. Mahkeme kurulmuş. Herkesin oturacağı sandalyede kendi adı yazılıymış. Edebiyat camiasında küçükten büyüğe herkesi bir yerde cem etmişler. İspanyol yazar Cervantes bir türlü yerini bulamıyor. Bir de bakmış ki onun sandalyesine Don Kişot oturuyor.

Bazı eserler vardır ki yazarını gölgede bırakır. Tanpınar’ın bütün akademik eserleri bir yana Saatleri Ayarlama Enstitüsü diğer yana denebilir.

Nef’î’nin, “Ehl-i dil birbirini bilmemek insaf değil.” dizesi üzere eserin bende düşündürdüklerini sizlerle paylaştım.

Okuma listenizden abuk sabuk kişisel gelişim kitaplarını çıkarıp gerçek eserlerin kıymetini bilmeniz dileğiyle.

Hem ne diyor kitabın başkarakteri Hayri İrdal: “Bu eser bir mektup gibidir. Ama alıcısı meçhul/zanaatkârların yerini tüccarlar aldı alalı hiçbir şeyin zevki kalmadı.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir