ŞİİRDE NOKTALAMA İMLERİ

*İLKER GÜLBAHAR

En son söylemem gerekeni en başta söyleyeyim: Şiirde noktalama işaretlerini gereksiz buluyorum. Çünkü hakiki şiir, çağrışımı ve anlam zenginliği sayesinde okuyucuyu atmosferin dışına çıkarır, onun tansiyonunu yükseltir. Ayakları yerden kesilmiş bir insan noktayı virgülü mü görür?

İsa’nın doğumundan önce 3.yy ile 4.yy. da yaşayan Aristarkhos tarafından kullanılan noktalama işaretlerinin ilk örnekleri, metinleri doğru ve çabuk anlamaya yönelikti. Buradaki kullanımlar daha çok cümleleri birbirinden ayırmak amaçlıydı. Türklerin ilk yazılı metinleri Orhun Abideleri’nde de yine cümleleri birbirinden ayırmak amaçlı olarak kullanıldığı kabul ediliyor. Türklere ait Budist metinlerde ise cümleleri birbirinden ayırmaktan ziyade süs amaçlı kullanıldığı bir gerçektir. Bahsettiğimiz metinler, şiir dışındaki metinlerdir.

Din, medeniyet ve abece değişikliği yaşayan Türkler Osmanlı döneminde yüzlerce yıl süren divan şiirinde noktalama işaretlerini gerekli görmemiştir. Aruzun kalıpları, okuyucunun gerekli gördüğü yerlerde onların duraklamalarını sağlamıştır.

Şair Evlenmesi’yle kültür dünyamıza resmen sızan noktalama işaretlerinin asıl amacı metnin iyi anlaşılması ve oyunun iyi algılanıp oyuncuların performansını artırmaya yönelikti. 

Bu işaretler, çağrışım ve zenginliğin kökünü kurutan bir zehirdir. Yerinde ve gerekli kullanımı kastetmiyorum, bazen anlamı çoğaltmak için kullanılmasını da…

Şiirde anlamın yüklemle örklenmeyişinden okuyanın zihninde ipini koparmış bir balon gibi gezer sözcükler. O balonların rengini, büyüklüğünü, bulutlara ne kadar yaklaştığını, maviyle nasıl bir bütünlük oluşturduğunu, ne zaman sönüp yere ineceğini okuyucu belirler. Balonla ilgili semantik çeşitliliğin artması da şiirin kalitesini ortaya çıkarır.

“Yükleme bağlanmayan dize veya dizeler mi olur?” dediğinizi duyar gibiyim. Peki, şiir adıyla oluşturulan günümüzdeki binlerce dize topluluğu metinler gerçekte şiir midir acaba? Elbette hayır! Birçoğu doğan görünümlü şahin değil mi?

Zenginlik dedik ya, işte bu bağlamda noktalama işaretlerini kullanmak, şiir sarayına gidiş yolu sayısını tek bir patikaya indiriyor. İsteyen istediği yoldan gitsin, şiirin anlam sarayına. Neden böyle bir kısıtlama yapılıyor ki?

Makale, fıkra, gezi vb. öğretici metinlerde mutlaka kullanılmalı ama bu işaretler şiirde ya ayağımıza takılan taşlardan ya da yol boyunca bizi oyalayan haramilerden farksızdır.

“Hangi dize/dizeler, hangi dize/dizelerle anlam bütünlüğü oluşturacak?” der gibisiniz şimdi de. Onun çözümü de şiirin birimindedir. Sözcükleri belli anlam ilgileri ve akış içinde birimlere döşemeli şair. Okuyucu da o birimde çoğaltmalı anlamı.

Bir blogda okumuştum. Bir çevirmen şair “İşçiliği iyi yapılmış bir şiirin noktalamaya ihtiyacı yoktur.” diyordu. Tıpkı Fuzuli’nin dizeleri gibi…

Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge

Ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı

Ölçülü şiirler içinse bu işaretler külliyen gereksiz. Hangi kalıpla yazılırsa yazılsın, dizeler ve duraklar zaten noktalama yerine geçmiyor mu?

Karacaoğlan’ın,

Vara vara vardım ol kara taşa

Hasret ettin beni kavim kardaşa

Sebep ne gözden akan kanlı yaşa

Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm

dizelerini hangimiz durağa ve dize bitimlerine göre okumayız ki?

Anlam bir dizede bitmiyorsa (anjambman varsa) ister istemez anlamın peşine takılmıyor mu okuyucu?

İkinci Yeni şiirinin bu tutumunu gereksiz bir yenilikmiş gibi düşünmüyorum artık. Hatta büyük harf kullanımı ile ilgili kural da TDK’ce değiştirilmeli: “Şiirlerin ilk dizeleri büyük harfle başlar.” ilkesinden vazgeçilip “Şiirde her birimin ilk sözcüğü büyük harfle başlar.” kuralı getirilmeli.  Zaten az olan şiir okuyucusu da midyenin içinde aradığı anlam incisini her halükarda bulur ve çıkarır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir