ŞİİRDE GÖNDERME (TELMİH) SORUNSALI

*Mehmet Binboğa

*

Telmih, özellikle Divan şiirinde bir ayete, bir hadise, kıssaya, olaya, vecizeye, atasözüne ve benzerlerine gönderme yapma sanatıdır. Divan Edebiyatı’ndan sonra, Tanzimat, Servet-i Fünun ve Cumhuriyet Dönemi Türk şiirinde de çok sık kullanılan sanatlardandır telmih sanatı. Yerine göre kullanıldığında hoş duran, acemisinin elinde el bombasına dönüşen bu sanatı, şairim diyen hemen herkes en az bir kere kullanmıştır şiirinde.

Şiirde göndermeler ki ben buna istinat duvarı diyorum, her zaman tehlikelidir ve her an şairinin üzerine yıkılabilir bu duvar. Telmih (gönderme), ustasının elinden çıkmazsa ya da kararında yapılmazsa şiir, en küçük bir sarsıntıda yer ile yeksan olur.

Öyle şairler var ki adeta başka bir usta şairin papağanı gibi ha babam ünlü dizeleri kendisi yazmış gibi monte eder şiirine… Dolayısıyla daha güçlü dize paratoner gibi çeker dikkati. Bilinen telmihten medet uman şaşkın şairin şiiri de orta yerde kalakalır. Ama ustası öyle mi ya?

“Yaş otuz beş! yolun yarısı eder

Dante gibi ortasındayız ömrün…”

 Cahit Sıtkı Tarancı’nın en ünlü şiiri olan “Otuz Beş Yaş” şiiri bu mısralarla başlar. Peki, Dante gibi ortasındayız ömrün ne demektir, Cahit Sıtkı Tarancı burada ne demek istemiştir?

 “Dante Alighieri, 1265 yılında Floransa’da doğmuş bir İtalyan Şairdir. 1274 yılında, yani Dante dokuz yaşında iken bir komşularının verdiği davete babası ile birlikte giderler, orada komşularının sekiz yaşındaki kızı Beatrice’i görür ve ona çocukça bir sevgiyle bağlanır. İkinci defa karşılaştıklarında ise Dante on sekiz, Beatrice ise on yedi yaşında birer genç olmuşlardır. Dante’nin Beatrice’e duyduğu çocukça sevgi bu ikinci karşılaşmadan sonra platonik bir aşka dönüşecek ve ömrünün sonuna kadar devam edecektir. Dante bu duygusunu kimseye açmıyor, hatta sevdiğine bile söylemiyordu. Bu karşılıksız aşktan habersiz olan Beatrice 1288 yılında zengin bir şövalye ile evlendi ve evlendikten iki sene sonra 1290 yılında hayata gözlerini yumdu.

Şairin kalbinde silinmez bir iz bırakan Beatrice’in ölümü üzerine, Dante’nin platonik aşkı mistik ve ilâhi bir aşka dönüşmüş ve Beatrice, Dante’nin kalbinde ölmezliğe erişmişti. Beatrice öldüğünde sevgilisinin adını ölümsüzleştirecek bir eser yazmayı düşünen Dante kendini okumaya vermişti.

Ve 1300 yılında, yani Dante otuz beş yaşında iken Beatrice eşliğinde ilahi bir yolculuğa çıktığını, bu yolculukta sırasıyla Cehennem, Âraf ve Cenneti gezdiğini varsayarak İlahi Komedyayı yazmaya başlar. İlk mısrası “Hayat yolumuzun yarısında kendimi karanlık bir ormanda buldum” diye başlar. Dante burada Mezmurlar’ın bir ayetine atıfta bulunmaktadır. Mezmurlar 90 / 10 da “Yıllarımızın günleri yetmiş yıldır” (Kitabı Mukaddes sayfa 595) mısrasına ithafen otuz beş yaşında ilahi yolculuğa çıktığını düşünen Dante “Hayat yolumuzun yarısında” ifadesini kullanır.

 İşte Cahit Sıtkı Tarancı’nın ünlü Otuz Beş Yaş şiirindeki “Dante gibi ortasındayız ömrün” mısrası Dante’nin İlahi Komedyasındaki başlangıç dizesine yapılmış bir atıftır.”

Bütün bu bilgilere vakıf bir şair olan Cahit Sıtkı’nın “Dante” göndermesi şiirde sırıtmadığı gibi okur eğitimi açısından da isabetli bir göstergedir.

Bir de Yunus’un sevilen şu dörtlüğüne bakalım:

“Gökyüzünde İsa ile

Tur Dağı’nda Musa ile

Elindeki âsâ ile

Çağırayım Mevlam seni”

Yunus’un ilahisinde halkın, gerek dini terminolojiye gerekse bahsedilen peygamberlerle ilgili hikâyelere olan aşinalığı şiiri daha da yüceltiyor, dolayısıyla göndermeleri daha anlamlı kılıyor.

Vatandaşın anlamadığı telmihleri istediğiniz kadar kullanın, bir anlamı yok:

“Dudakları Bedahşan…” deseniz, halk nereden anlayacak Afganistan’ın Bedahşan şehrinin kırmızı yakutuyla tanındığını…

Bu imge ancak divan mazmunu olarak belli elit bir kesim içinde anlaşılabilen bir göndermedir. Demek ki şairin kullanacağı göndermenin, okur profiline de uygun olması gerekiyor.

Şimdi bir de günümüz şairlerinden, hatta günümüzde yaşıyor ama macerası soldan sağa salınan eski komünist, yeni muafazakâr İsmet Özel’in sosyalist alışkanlıkla kaleme aldığı “Amentü” şiirinde kullandığı “Lady Godiva” telmihine bir bakalım. İsmet Özel gibi usta bir şairin çok dar bir çevrenin bildiği, hatta bilmediği Lady Godiva hikâyesine göndermede bulunduğu:

“ne Godiva geçer yoldan

ne bir kimse kör bulunur…”

dizelerini anlayan beri gelsin. Okur bunu okur, dinler de şairin neye ve kime hangi amaçla telmihte bulunduğunu anlamaz, anlayamazdı diyelim; bereket versin ki internet çıktı ve bir tıkla bütün hikâyeyi öğrenmek mümkün. Şair “Amentü” şiirinde, neredeyse 1920’den günümüze uzanan karmaşık bir Türkiye panoraması çizer.

“İstiklal Harbi’nin başarıya ulaşmasıyla çanlar susturulur fakat İslam dini ve Müslümanlar bu sefer içten bir tehlikeyle karşı karşıya kalır. Tek partili dönemde ezanın Türkçe okunması, susturulan çan gibi İslam’a yapılan bir saldırıdır şaire göre. Milli Mücadele’de yurdunu ve dinini savunan babası ezanın Türkçe okunması sırasında devletin polisi olduğu ve bu konuda bir harekete geçmediği için şair onu tekrar ağır bir şekilde eleştirir: “polistir babam / Cumhuriyet’in bir kuludur.”

Şair bu olanlardan hiçbir şey anlamadığını söylemektedir. Onun beklediği Lady Godiva gibi bir kahramandır.

Lady Godiva, 11. yy’da yaşamış bir İngiliz dükünün karısıdır. Kocasının halktan ağır vergiler toplaması üzerine halk naif kalpli Godiva’dan bu duruma son vermesi için eşiyle konuşmasını ister. Godiva kocasıyla defalarca konuştuktan sonra dük, ona bir teklifte bulunur: Şayet Godiva bir atın üzerinde uzun saçlarından başka vücudunu örtecek hiçbir şey olmaksızın çırılçıplak bir vaziyette İngiltere sokaklarını dolaşır ve çok güvendiği halktan hiç kimse ona bakmazsa tüm ağır vergileri kaldıracağına söz verir. Lady Godiva, bu teklifi kabul eder ve halka durumu bildirerek evlerinden çıkmamalarını söyler. Halk hem onlara merhametli davranan, onlar için böyle bir fedakârlığa katlanan Godiva’ya olan sevgilerinden dolayı hem de ağır vergilerden kurtulmak adına evlerine kapanarak tüm perdeleri sımsıkı kapatır. Godiva şehri dolaşırken kimse ona bakmaz fakat içlerinden sadece biri, Tom adında bir terzi nefsine yenilip perdeyi aralayarak bakmaya çalışır. Perdeyi aralaması üzerine Godiva’yı göremeden gözleri kör olur.

 Şair bu olaya “ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur” dizesiyle telmihte bulunur. Onun beklediği birilerinin Godiva gibi fedakârlıkta bulunarak kahramanlık sergilemesidir. Çünkü ancak insanların selameti için yapılan böyle bir kahramanlık neticesinde Tom gibi kötü niyetli insanlar cezalandırılabilir.

Godiva göndermesi, çok anlaşılabilir, bilinen bir gönderme olmadığı için güzelim “Amentü” şiirinde çapak gibi görünürken yeni yeni anlaşılmaya başlanmasıyla şiir daha bir görkem kazanmaya başladı.

Sözün özü, şiirde ikilemeler ne kadar sırıtırsa, telmih de o oranda dikkat çeker; bu cümleden olarak genç şairleri bu sanat konusunda dikkatli olmaya davet ederken bu kullanımı Yunus, Fuzuli, Pir Sultan Abdal, Nazım Hikmet, Necip Fazıl, Yahya Kemal… gibi hakkıyla yapan ustalara selam olsun diyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir