SEVMEK DOKUNMAKTIR

İnsanlar, neden hep sevilmeyi bekler ki?
Ara sıra kendi içimize bir uğrayıp manevi bir yolculuk yapsak, bir empati kuruversek, sevilmeyi beklemeden sevmekle başlasak işe…

Mesela şu anda yanımızda kim varsa; elimizle, dilimizle yüreğimizle en önemlisi de gözümüzle dokunsak. Tebessümün ışığını gözümüze yansıtarak konuşsak…

Evimizde, iş yerimizde, çevremizde üzgün biriyle konuşurken elini tutsak; sırtını sıvazlasak; ama öylesine yapmacık değil, tüm samimiyetimizle ve tüm iyi niyetimizle içimizden gelerek yapsak bunu…

Eminim ki bu enerjik ve bu insancıl tavrımız; anında karşılık bulacak, karşımızdakinin yüzüne, gözlerine anında yansıyacaktır. İyiliğin, güzelliğin, sevginin, davranışın ve özgüvenin verdiği enerji ve güç; her iki tarafın da moralini yükselttiği gibi, yaşama azmini, sevincini kamçılayacak; birbirlerine olan muhabbetlerini arttıracaktır.

Dostlar!.. Dokunun öyleyse, yanınızda ve yakınınızda kimler varsa…

Başta annenize, babanıza, bacınıza kardeşinize, eşinize, evlatlarınıza, emminize, dayınıza, halanıza, teyzenize, dedenize, torununuza, yakınlarınıza dalga dalga açarak yüreğinizi korkmadan ve çekinmeden dokunun!..

İlla da yakın çevreyle sınırlı kalmasın yürek sevginiz ve dokunuşlarınız.  Ötelere, daha da ötelere gönlünüzün ve gözünüzün uzanabildiği yere/yerlere kadar; hatta tüm canlılara da uygulayın aynı sistematik dokunuşlarınızı. Onların da, en kısa zaman içerisinde size karşı aynı his ve aynı duyguyla yaklaştıklarını göreceksiniz.

İlla da yazılı ve sözlü kurallara bağlı değildir sevmek ve sevilmek. “Sevgi dili”, “gönül dili” diye derinlerde bir dilin varlığını unutmamalıyız. Sevmek gibi, sevilmekte fıtrî ve doğal bir yapıdır canlılar âleminde. İçgüdüsel bir tepkidir söz konusu olay.

Birilerinin bize soğuk ve haşin bakışları nasıl da rahatsız eder benliğimizi değil mi? Onun anormal bakışlarından kuşku duyar, tedirgin oluruz haliyle… Ama hayır! İşte yine o kişiyi karşı da, sevgi diliyle konuşmalıyız ve konuşturmalıyız.

Sevginin ve sevgiyle yaklaşmanın ısıtamayacağı, ya da eritemeyeceği kalp yoktur aslında. Eğer insancıl yaklaşımınızın,  tezahürünüzün o kişi üzerinde bir tesiri ve bir geri dönüşü yoksa artık onun arızalı olduğuna hükmedebilirsiniz; ama ötelemeden, ama dışlamadan elbette.

Hayat bir veda sürecidir yaşayanlarca…  Kırdıklarımızın, küstürdüklerimizin ve gücendirdiklerimizin yüzlerine baktığımızda, pişmanlık duygusuyla yaşamak istemiyorsak bu veda sürecini iyi değerlendirmeliyiz. Dünya yörüngesinde, hassaten ve misafireten geçici bir süreliğine kaldığımızı göz ardı etmemeliyiz.

Öyleyse haydi BİSMİLLAH kalkalım! Bir farkındalık gösterelim, bir âlicenaplık gösterelim çevremize…  Bir hamle yapalım nefsin putuna… Kıralım, parçalayalım, dağıtalım Hak namına!  Dağıtalım ki hakikat güneşiyle aydınlıklar çıksın ortaya. Keza böylece kaybolsun koyu karanlıklar ve kahrolsun karanlık düşünceler! Ruh portremiz belirginlik kazansın. 

Hiç değilse ahizeye dokunalım, tuşa dokunalım ve bir MERHABA diyelim, sevdiklerimize ve de sevmediklerimize bile…

“İnsanlık ölmüş!” dedirtmeyelim, diri tutalım sevgimizi, şefkatimizi, merhametimizi…

Sözlerime düğüm çalarken, canlarınız canım olsun a canlar!

                                                                                                                     14.03.2019

                                                                                                               Güler Türkkan Arslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir