SEVGİ OLMASA ÇEKİLİR Mİ KAHRI DÜNYANIN?

 – HAYRETTİN DURMUŞ

*

Sevgi, ilmik ilmik dokuduğumuz kilim. Bir ilmeğini yanlış düğümlediğimiz zaman içine alaca düşeceğinden titizlik ister. Sevgi; anlık, günlük değil bir ömürlüktür. Sevgi, akordunu bozmaya yeltenemeyeceğimiz “ezelden bize baht olan” gönül ezgimizdir. Sevgi, dağları taşları eriten, nefret tohumlarını çürüten, pare pare bulutları yürüten, suları köpürtüp coşturan, umutsuz kapıları açtıran esrarlı güç, ilahi lütuf.

Güneş sevgiyle doğmuyor mu? Yağmur sevgiyle yağmıyor mu? Rüzgâr kıtaları dolu dizgin neyle dolanıyor sanıyorsunuz? Felekleri döndüren ne? Adını kâğıtlara değil yüreğimize yazmamız gereken o yüce duygu. Sensiz ne ekmeğin tadı olur, ne aşın. Ateşlere de atılsan, esirlerin arasına da katılsan, kuyuların içine de itilsen ve hatta bir müebbet mahkum gibi tıksalar da seni zindana, tasalanma sevgi ise yoldaşın.

Sevgi olmasaydı karlı ovaları dolanır mıydı Yunus? Ferhat külüngünü var gücüyle vurur muydu dağların bağrına? Mecnun gezer miydi deli divane çöllerde?  Arı kovanını örer miydi petek petek? İpekböceği kozasına girer miydi ölüme gideceğini bile bile? Keklikler öter miydi yanık yanık? Kelebek çırpar mıydı kanatlarını? Ceylanlar iner miydi pınara? Karlı dağlar çeker miydi baharı iple?

Söner miydi ateş İbrahim’e sevdalanmasa? Gül bahçesine döner miydi kızgın ateşler? Bıçak öper miydi İsmail’i alnından. Yakup’un gözleri açılır mıydı Yusuf’un gömleğine sinen kokusu olmasa? Eyyup dayanabilir miydi katlanılmaz çilelere sevgisiz?

Sevgili! Gönül hanemin tek sahibi. Yüreğimin en kuytu köşesine gizlediğim hazinem. Günü mü olur sevginin, sevgilinin? Kim hapsedebilir sevgiyi bir güne? Kim bir saniye ayırabilir insanı sevdiğinden?

Biz öyle bir medeniyetin varisleriyiz ki sevgiyi bir ömre yaymışız. Sevdiğimizi gönlümüze yazıp, leyl ü nehar onu düşünmüşüz. Hatta yanı başımızdayken özlemişiz sevgiliyi. Öyle ki öldükten sonra bile sevgimiz devam etsin istemişiz. “Ölüp de mezara girdiğim zaman / Ben susayım kemiklerim söylesin” diyecek kadar âşık olmuşuz.

Ayaklarımız kesilir yerden âşık olunca. “Getir el basalım Kelamullah’a. Ne sen beni unut, ne de ben seni” diye kavilleşiriz. Tutuluruz bir güzele. Yedi dağın kuşları yâre selam götürsün isteriz. Tabutumuz sevgilinin evininin önünden geçerken yazmasını cansız bedenimize örtsün diye bekleriz. Mezarımız yol üstünde olursa sevgili gelip geçerken canlanacağımızı umarız. Son nefesimizde selam salarız yâre. Artık bizim için gül solmuş, ay yüzünü karartmış ve dürülmüştür güneş… Uzaklarda ararız aşkı, âşıklar zaman tünelinden çıksın isteriz hep. Başkalarının aşklarını yaşamaya pek meraklıyızdır. Oysa nara dönmüştür yüreğimiz, çıra gibi yanmaktadır içimiz.

Uzaklarda arama aşkı. En büyük aşk senin içinde gizli. Vur kazmayı içine, yarılan bağrında inleyecek Ferhat’ın tünelleri.

Hangi dağın ardında tüter dumanı sevdanın? Hangi denizin kıyısında dalgalardan haber bekler bir sevdalı? Hangi vadide yankılanır sevgilinin adı? İsmini anarken kimlerin kora döner dudağı? Kim bilebilir? Yolunu beklediğin bir sevgili olmasa çekilir mi kahrı dünyanın?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram