SANATÇI VE İNSAN

– ERGÜN BİLGİ

*

Temmuz güneşinde saçları örülen gamzeli çocuk; saçların ne kadar güzel, ışıl ışıl. Sarı sonbaharda düşen yapraklar, sarının her tonuyla insana nasıl da derin ilham kaynağısınız. Sanki her bir tonun imkansız aşkların, ayrılıkların, özlemlerin hüzünlerin habercisi hazan mevsiminde; ama yine de sensiz eksik kalır insani bir yanımız. Yağmurlu bir havadan sonra yedi renkte bana gülümseyen güneş, gökkuşağın ne kadar büyülü. İnsan sende yaşama sevinci buluyor, bahar rengi elbiseyle bir çocuk gibi koşarak altından geçmek istiyor. Dalgın gözlerimin önündeki camdan aşağı usul usul kayan yağmur, hüzünlü gönüllerin gözyaşları mısınız? Yoksa benim yanaklarımdan kayan insani yanlarım mısınız? Sıcacık odamdaki minicik penceremin pervazını dolduran bembeyaz kar taneleri, insanı hayran bırakan ve bir o kadar da hayrete düşüren eşsiz bir dansla iniyorsunuz bembeyaz sahneye. Ya siz ey nisan yağmurları; inci taneleri, ruhumun can suyu, nasıl bir hayat verirsiniz bahara, bin bir renge donatırsınız onu ve vesilesiniz etrafa yayılan eşsiz kokulara… Mehtabın olmadığı zifiri gecelerde bize göz kırpan, uçsuz bucaksız gökyüzünün ışıklı yarenleri: Yıldızlar…

Peki bütün bu güzellikler niçin, kim için? Elbette can taşıyan bütün varlıklar için; fakat özellikle duygu sahibi olan biz insanlar için. Bizi diğer varlıklardan ayıran bu duygusal yanımız değil midir? Var olan canlılar içerisinde her yönüyle en donanımlı olan insan değil midir? Dinimiz insandan bahsederken eşref -i mahlukat diyor.

İnsan en şerefli varlık olarak yaratılmış ve daha sonra da diğer canlılardan farklı olarak sadece ona has, insanlık denilen atlasla dokunmuş, elmasla süslenmiş bir libas giydirilmiş ki o libas, evrensel ölçülerle dikilmiş soyut bir elbisedir. En çok da insana yakışmış… İnsanlık erdem sahibi olmaktır. İnsanlık; haktır, hakikattir, adalettir, güvendir, hoşgörüdür, iyilikseverliktir, başkalarını da düşünmektir, empati kurmaktır, eşitliktir, saygıdır, sevgidir, güzelliktir, güzel düşünebilmek ve güzel görebilmektir. Tevazudur, insanlardan bir insan olabilmektir… Hele hele insanlık libasını mısra mısra, beyit beyit gecelerin kandiliyle, gündüzlerin kalemiyle, meclislerin kelamıyla bizler için bir imbikte toplamış Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaşı Veli gibi çağlara ışık tutan güneşlerimiz varken bizim bu nimetten ayrı kalmamız düşünülebilir mi?

Maalesef insan nüfusu arttıkça insan sayısı azalıyor. Yani insanlık dediğimiz, insanı insan yapan o erdem kayboluyor. Bu konuda ve her konuda karamsar bir tablo çizmek elbette hoş değildir. Hatta bir Çin atasözü: “İyimser insan her felakette bir fırsat, kötümser insan da her fırsatta bir felaket görür.” der. Fakat bazı gerçekler de inkâr edilmiyor. Yine de iyimser olmak kötümser olmaktan yeğdir. Ayrıca iyilik yapmak da kötülük yapmaktan zordur.

Voltaire: “İnsanın karşısına kötülük etmek fırsatı günde yüz kez, iyilik etmek fırsatı ise yılda bir kez çıkar.” diyor.

Elbette insanlık bütün insanlar için vazgeçilmez bir değerdir; fakat toplumun güneşi, aydınlatıcısı, kılavuzu, aynası olan sanatçı için ayrı bir önem arz etmektedir. Sanatçı her şeyden önce güzelin, estetiğin peşindedir, güzelliklerin temsilcisidir. Dış dünyayı iç dünyasında farklı kurgulayan ve düşüncesini, bakış açısını sese, renklere, kelimelere… dönüştürebilen yetenektir. Hitabetten daha güçlü sesi olan sanat; daha kalıcı, daha kapsamlı ve daha evrensel bir dil olmuştur insan hayatında. Sanatçı topluma ışık tutmuştur, yol göstermiştir. Fransız İhtilalinde sanatçıların rolü hiçbir zaman yadsınamaz. Sanatçı, topluma hem ışık tutar hem de toplumun çağdaşlaşmasına her alanda öncülük eder. Uygarlaşmanın yolu sanattan geçer. Emerson: “Uygarlığın gerçek ölçüsü ne nüfus çokluğu, ne kentlerin büyüklüğü, ne de üretim bolluğudur. Gerçek ölçü ülkenin yetiştirdiği insanların yetenekleridir.” Sözüyle bu gerçeğin altını çizmektedir.

Topluma ayna olan sanatçı, davranış itibarıyla başka insanlara örnek olabilecek bir yetiyi de beraber taşır. Örneğin güler yüzlülük sanatçının süsüdür, aynı zamanda güler yüzlü olmak karşıdaki insanda saygı uyandırır ve yakınlık hissi verir. Dale Carneige: “Bir insanın yüzünde taşıdığı ifade, sırtında taşıdığı elbiseden mühimdir.” derken; asıl zenginliğin para, mücevher, şöhret, kariyer, siyasi rütbe… olmadığını; değil sadece sanatçıların, tebessümünü yitirmiş bütün insanların yüzüne haykırıyor.

Özgürlük sanatçının yaşam ve beslenme ortamıdır. İç dünyasında özgür olmayan ve özgür düşünemeyen kişiler sanat adına bir şey ortaya koyamazlar, ayrıca özgün de olamazlar. Yalnız özgür insanlar bir şeyler keşfedebilirler. Sanatçı da hem üslubu, hem konuşma tarzıyla örnek olabilmeli; çünkü ağızdan çıkan söz atılan bir ok gibidir, yoktur geriye dönüşü. İnsan ağzının açtığı yara binlerce merhemle dahi iyileşmez. Atalarımız: “Her şey incelikten kırılır ama insan kabalıktan kırılır.” demişler. Ayrıca sanatçı; kimsenin karşısında eğilip bükülmez, hele hele ufak çıkarlar için sanata ihanet etmeyi, sanata en büyük saygısızlık olarak görür.

Sonuçta sanatçı; fırçasını mucizevî vuruşlarla tuvale sanatın mükemmelliğini yansıtması, granite bile can vermesi, çağlar boyu dillerden düşmeyen besteler yapması… onun sanat konusunda mükemmelliğini gösterse de, insanlardan bir insan olamadığı, insanlık denilen o soyut elbiseyle sanatseverlerin karşısına çıkmadığı sürece, her zaman önemli bir yönü eksik kalacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram