ŞAİRİN GÜN DOĞUMU

 –  MEHMET MORTAŞ

 *

Ah şair!Bu yaşamlar sahile vuran irin dalgaları ile besler kendini. Cehenneme ulaşmanın en meşru yolu, kin ateşi ile kin bahçelerinde naralar atarak dolaşmak. Bu nedenle teninde altın rengine boyanmış yazdan kalma güneş izini bulamazsın. Gözlerinde kırağı çalmış mevsimleri öyle ki hiç bulamazsın. Girdin şehrin en zayıf noktasından. Fakat yel değirmenlerine karşı koyan bir Donkişot değil halin, bilesin. Krala karşı mücadele eden Robin Hood hiç değil. Mekanik medeniyetin hayal üstü kahramanı Süpermen’i aklına dahi getirme. Ki modern medeniyetin kahramanları seni öldürmeye gelebilir.Hayallerini, ruhunu, şiirlerini işgal edebilir. Anlaşılmaz bir trans haline girersin, heybendeki azığın tel tel dökülebilir. Eğer şiirlerin, kelimelerin gücün yetmiyorsa, modernizmin kahramanları, yaşam alanını, ruh dünyanı, değer verdiğin her şeyini tarumar eder. Bu nedenle aşağıdaki yazdıklarıma kulak ver şair.

Bakırdan gökyüzünün üstünde altın rengine boyanmış güneşin ışıkları.İrinden dalgaların, kavislenerek linç edilmiş deriden giydirilmiş evlere vurduğu sahildeydik. Kelimeler çuvala konan mızrak gibi sığmıyordu heybemize. Rahatsızlıklarını her hâlükârda belli ediyorlardı, debeleniyorlardı baharı gören bir kısrak gibi. Seninde yüreğin okyanuslar gibi debelensin şair. Kendini okyanusta bir damla olarak gör ve mütevazı ol, kibrinden debelenen kelimelere aldırma. Okyanusu bir bardak suya hapsetsen dahi kendini büyük görme. Gir korkusuzca irinden sahile sırtını dayamış şehre. Gir şehrin en zayıf noktasından, yani ölümün istatistiksel verilere dayanmayan yerinden. Batıya hayran hayran bakan taşeron beyinler gibi olma. Heybendeki kelimeler yüreğini çepeçevre çevirsin. Her türlü görsel ve işitsel saldırılara karşı korusun tarumar olmaktan. Hani ateşten denizi mumdan gemiler ile geçmeden önce hazırlamıştın kendini. Derin mi derin bir kelimenin hayaline düşmüştün;günlerce çile çekmiş, ham olma halinden kurtulmuş, gönüllerde pişirilmiş sözcükler hazırlamıştın da heybene koymuştun. Sözcüklerinle güneş gibi ol şair, şehrin buz gibi havaya bürünmüş sokaklarında, kusurlara bürünmüş hayatlara karşı gece gibi. Burada zaman, her gökdelenin en kuytu yerinde pusudadır,aniden çıkan kuzey poyrazı gibi vurur seni sırtından. Eğer vurulursancamekânların zalim yüzüne, dipsiz bir kuyunun önünde duruyorsun demektir. Vahşi cazibesi çektiği gibi seni de çeker hayalden kurulmuş zevk ve eğlenceden devasa çarkına. Şiirlerinleağaçlardan çalınmış yaprak hışırtılarını vermeye, gönülleri fethetmeye geldin, fakatayın yükselen sesişiirde perişan. Şehrin betondan gölgesinde tonlarca kelime yığılıdır. Kimisi pas tutmuş, mekânsız caddelerde yuvarlanır anlaşılmaz sesler çıkararak. Kimisi kitapların anlaşılmaz yerlerinde gezinir kitap yüklü arabalara binerek. Kimisi ve de en önemlisi insan beynini meşgul eder patlamaya hazır saatli bomba gibi. Gökdelenlerin gölgesindeki cümlelerde tıbbi terimlerin bilmecesidir. Kin ateşi ile yaşar insan cümleleri suskun bakışlar arasında. Bu öyle bir kin ateşi ki hiçbir medeniyet barınmaz, hiçbir şehir ayakta duramaz, yerle bir olur bütün yaşamlar.

Kelimelerinle gün doğumunu yeniden başlat şair. Tan yerinin taze kızıllığında kuşlar, şiirden bir gökyüzü çizsin hayata. Şehir, yağmur damlasının üstünde yükselsin; avuçlarında topla ırmakları. Nehirler ve gözyaşları ile yoğrulan kelimelerinle yeniden doğ.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram