PAPATYA MEVSİMİ

– GÜLÇİN YAĞMUR AKBULUT

*

Muayenehanenin kapısındayız … Sıramızın gelmesine sekiz on dakika var. Birazdan seslenecek hemşire: Rıfat Nisyan… Bir çırpıda toparlanıp odaya gireceğiz. Heyecanla anlatacağım Rıfat’taki değişikliği. Doktor, sakince dinleyecek. Kalemini parmaklarının arasında gezdirecek, pencereden tarafa dönecek, toparlanıp yüzünü tekrar bana/bize dönecek.Bazen dikkati dağılacak, dinliyor gibi yapacak. Bense anlattıklarımla beraber bizzat her şeyi yeniden yaşıyor gibi olacağım. Belki de şimdi düşündüklerimi anlatacağım. Ona söylediklerimi doktora da söyleyeceğim.

Evin her köşesinde hatıraların sesini dinliyorum. Hatıralar dedimse, yok öyle umudu kaybetmek. Henüz elimi eteğimi çekmedim yarından.  Alarmını kurdum saatin. Mesafeleri aşıp çalmasını bekliyorum. Biliyorum yeniden gelecek papatya mevsimi. Papatya çiçeklerinden yaptığın taçlarla süsleyecek yine saçlarımı.

Pervasız bir kuş gelip dokunacak omzuna. Yılların kâbusunu dağıtacak. Yine şarkılar söyleyecekbalkonda. Yüzümü aydınlığa döndüm bekliyorum. Mühürlü bir kapı değil ya bu bellek. Elbet bir zaman sonra yeniden girecek çıkmış olduğu beynin loblarına.

Yabancı gözlerle bakıyor bana. Unutulur mu bu hiç? Ben üç çocuğunun annesi, yirmi beş yıllık hayat arkadaşınım senin. Hani senin sırma saçlın, üzüm gözlün… Başını göğsüne dayayıp saatlerce dertleştiğin… Huzuru gözlerinde bulduğum. Çiçekli kalbimin bahçıvanı… Sendeki sesimi özlediğinim.

Sakın kendini yalnız hissetme. Seni omuzlarıma alıp yücelttim. Yaşadığım sürece de yükseltmeye devam edeceğim. Eminim ki aynı şeyi sende benim için yapardın. Benim için buz dağlarını kurşunlayıp en şiddetli yağmurlardan, fırtınalardan korurdun beni.

Satranç oyunundaki şahın koltuğuna oturttum seni. Etrafındaki diğer taşların hepsi benim. Vezirim, kaleyim. Düz gidip çapraz yiyen piyonum. ‘L’ çizen at, çapraz giden filim. Nefesim yettiğince hamlelerimi yapar, ömrüm oldukça seni korumaya devam ederim. Hem sayılı gün gelip geçer. Ne derse desin doktorlar. Beraber yıkacağız Alzheimer’ın yıkılmaz sanılan duvarlarını.

Sevdiğin bütün güzel yemekleri yapıyorum. Hoşlandığın şarkılarla güne uyanmanı sağlıyorum.Beğendiğin gömleklerini giydirip güzel bulduğun parklara götürüyorum seni. Bir de tam tersini yapıyorum. Hazzetmediğin filmleri açıyor, benimsemediğin yatak çarşaflarını seriyorum.Biri olmazsa diğeri… Bir kez hatırlasan çorap söküğü gibi her şey peş peşe gelecek biliyorum.

Saklısın; beş, bilemedin altı masal ötemde.Anahtarsız değil ya bu masal diyarının kapısı. Hangi masalın ardına gizlenirse gizlensin arayıp bulacağım unuttuğun her şeyi. Hikâyemizin kalan kısmını yaşamak üzere geri getireceğim seni. İçine girdiğin aynalardan çekip çıkaracak, ışıklı bir kentin surlarında bırakacağım seni.

Bugün yeni bir sayfa açılıyor ömrümüze. Epey yıprandı kıyafetlerin. Muayeneden sonra dışarı çıkıp yeni giysiler alır, ardından da Eminönü’ne gidip balık ekmek yeriz. Sonrasında kâğıt helvalarımız elimizde boğaz turu atarız. Bunda ilginç bir tat var, öyle derdin.

Öyle oldu. Denizden taşmış bir dalga gibiydik. Alışveriş yaptık; balık ekmek, kâğıt helvayedik. Minik bir sokak konserine katıldık. Kuşlara yemler atıponların karınlarını tıka basa doyurduk. Eyüp Sultan’da adakta bulunduk. Polonezköy’de bulunan parkımızın beton bankında oturduk. Yirmi beş yıl önce bu bankta otururken karar vermiştik hayatımızı birleştirmeye. Bunu damı hatırlamadın ey suskun sevgili!

Epeyce vakit geçmiş, hava iyiden iyiye kararmaya başlamıştı.Küçük bir çay bahçesinde oturuyorduk. İki kişilik demlik çayın son bardaklarını yudumlarken,“Berrin!” diye duyduğum bir nida içimdeki okyanusların taşmasına sebep oldu.  “Berrin çay döküldü.” diyordu bana, bakan simsiyah bir çift göz.  Telaşla yanına gittim, çay soğuktu. Yanmamış sadece pantolonu ıslanmıştı. Sımsıkı bağrıma bastım hayat arkadaşımı.

İşte bunun için geldik doktor bey! Beni sakince dinlesen, parmaklarının arasında kalem gezdirsen, başını pencereden tarafa dönsen, dikkati dağılsa… Boşuna umutlanmamam gerektiğini, bunun tesadüfi bir refleks olduğunu söyleme doktor! Üç yıldan sonra ilk defa adımı söylemişti Rıfat. Bir kere söyleyen binlerce kez daha söylerdi, söylemeliydi.Doktora göre değil ama kendime göre kadife bir baharın ilk filizleri kendini göstermişti. Doktorun tabiriyle hiçbir şey bitmemiş, aksine savaşımız yeni başlamıştı. Biliyorum; yarınlarda papatya mevsimi bizi bekliyordu.

                                                                                    

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram