NESTEREN

 – AKİF NECİPSOY

*

Samsun/Bafra merkezli Maarifhane dergisinin genel yayın yönetmeliğini de yürüten şair-yazar Fatih TEZCE’nin ilk şiir kitabı NESTEREN, Bafra Ovası’nın mümbitliği kitaba da yazarına da yansımış dedirten, “kelima-ı rahika” olarak adlandırılan ve söylenişleri kulakta ince, hafif, hoş etki bırakan sözcüklerin sıkça kullanıldığı latif, zarif, narin, tamamı serbest şiirlerden oluşan özenli bir eser izlenimi oluşturuyor. 

Fatih Tezce bu eseriyle, hayat filminde gündelik hayatın sıradan sahneleri olarak akıp zamanın dehlizlerine gömülen her vakıanın, her karenin şiirin konusunu oluşturabileceğini, her şiirin de esasen özünde bir hikâye içerdiğini farkettirerek, okuyucuya farklı bir şiir tadı sunarken, eli kalem tutmakla birlikte konu sıkıntısı çekmekten muzdarip olan şair ve şair adaylarına da, sıkıntılarına çözüm olabilecek pek kıymetli bir ufuk açıyor. Bunu yaparken çevreyi ve olayları gözlem ve betimleme gücünü de sergiliyor. “Aşk”, “İsyan”, “Bahar” ve “Hüzün” isimleriyle bölümlendirilen şiirlerin özellikle “Bahar” bölümündeki şiirlerde pastoral anlatıma da sıkça rastlanıyor.

Kitabın ilk şiir sayfası açıldığında, “Sonra aklıma sen geliyorsun birden / radyolarda fon müziği çalıyor içli / yağmur yokluyor camlarını otomobillerin”

şeklinde okuyucuyu karşılayan dizeler, şairin gündelik hayatın olağan karelerini şiire taşıma ve gözlem yeteneğine dair kuvvetli ip uçlarını veriyor daha en baştan.

Sonra ilerleyen sayfalarda bu izlenimi haklı çıkaran, “sessizce büyüyor ekin başakları / rüzgâr yanımdan geçip gidiyor”;

“Pazar filesinde aşk taşıyor kadınlar / çimento renkli bakkal kese kâğıdında / bir ekmek, iki sevmek” gibi sayısız dizelere rastlanıyor.

Aynı minvalden olmak üzere, bir yaprağın ait olduğu ağaçtan yere düşüşünü, şiirin bütününe yansıtılmasa da alegorik anlatımdan istifade edilerek, “gövdesini çarparak kuruyor yaprak / ayağa düşmek intihar mıdır eylül’de”,

karanlığı getirmek üzere ufka inen güneşi, yine alegorik bir anlatımla, “bir annenin çocuğuna son bakışı gibi / usulca iniyor güneş, işte akşam oluyor”

Belki omzunda rastladığı bir uğur böceğini bile, “söğüt dallarında kıvrılan ırmak / omzumdaki uğur böceği merhaba.” mısralarıyla şiire taşıyor şair.

Ayrıca aralara serpiştirilmiş yumuşak kafiyelerle serbest şiir akıcılığının desteklendiği sıkça gözlemleniyor kitapta: “latince yazılmış ceviz kapılardan bilirim / kapıkaya’da şimdi Eleni diye ben gezinirim” ; “çam kokusu tırmanıyor dağlara Eleni / gülüşünü görsem utanıp utanıp baksam / parmaklarından madımak toplasam / Eleni kumral saçlarında akşama dalsam” ; “dumansız yangın olmuşken her yanım / hoş geldin dünüm bugünüm baharım.” ; “Hoş geldin / derdim, dertlim, kendim / boynunda asılı bıraktığım / sudaki zerrem, dilimdeki hecem / başım, gözüm, sözüm, / nicedir yoluna düştüğüm / birlikte ‘yok’unda var olduğum” ;  “hoş geldin kara tren kadar beklediğim / elimdeki lalem dalında nesterenlerim.” ; “geçen geçmiş, şimdi şarkılar segâh söyleniyor / deniz ve zaman uzanmış beni izliyor” ; “ Kaç sene oldu seni görmeyeli / her yer beton, seni göğe çizmeyeli”, dizelerinde olduğu gibi.

Öte yandan, sosyal hayatta gözlemlenen kimi yozlaşmaların sancısını içinde duyan, her satıra kalbinin rikkat ve tevazusunu yansıtan içten bir şair profili gözler önüne seriliyor bu sımsıcak şiir kitabı okunurken: “eskiden köy düğünlerinde bakışmaktı aşk / şimdi bu binalarda seninle yaşlanmak bile yavan.” ; “kime baksam kim de baksa bize, biz değildik / gün biterse ufuklarda kaybolmuşuz diyeceğim.” ; “Her şey otomatik çocuklar bile / bas düğmesine tevenin açılsın haber / en pahalısından döşenmiş halılar / son model bu çağda mobilyalar” ; “ucuza tadılmış sözleri çalıştı suflör / organik seslerin genetiği ile oynanınca / ne çok birden fazla aynı kişi var / kopya insan siyah beyaz çıkıyor yazıcıdan.” gibi dizeler şairin bu sancısının meyvesi olarak satırlara yansıyor.

Nihayet, günümüz modern şiirin frekansının yakalandığı, şiirlerin anlam yüklemek için muhayyilenin çatlatılması gereği duyulmayacak şekilde sıra dışı ve yeterli dozda imgelerle desteklendiği gözlemleniyor. “Yan yana yürüyelim ay olsun dostumuz / şimdi bu güzelim türkü başka türlü söylenmez” ; “Yağmurlardan sonra şımaran renk yeşildir / çocukların da en çok yakışan gözlerine” ; “Kaç küçük hata etmişse insan / alnındaki çizgiden bellidir / yağmur değince / alnımızdaki çizgiler silinir” ; “sonra mütesekkin dualar biliyorum çocukluğumdan / göğe bakınca daha sakin yaşlanıyorum” ; “daha beyaz hep beyaz olsun kanatlarım / sesin sesime eklensin şarkılar tam olsun” gibi modern çizgiyi yansıtan çarpıcı mısralarla şiir keyfi zirve yapıyor sık sık.

Alıntı yapılan bu mısralardan, “latince yazılmış ceviz kapılardan bilirim / kapıkaya’da şimdi Eleni diye ben gezinirim” ve “ucuza tadılmış sözleri çalıştı suflör / organik seslerin genetiği ile oynanınca / ne çok birden fazla aynı kişi var / kopya insan siyah beyaz çıkıyor yazıcıdan.” şeklindeki dizeler bir yandan da İkinci Yeninin alışılmamış bağdaştırmalarını çağrıştıran mısralar olarak göze çarpmakta.

Şüphesiz daha birçok yönüyle ele alınabilir ve her yöne dair birçok dize örneği sergilenebilir. Lâkin bu kadarıyla iktifa edilerek kitabın geri kalan esrarengizliğini keşfetmeyi okuyucuya bırakmak daha doğru olur. Son ve özet cümle olarak, Nesteren’in okurken şiir tadını, keyfini tadabileceğiniz bir eser olduğu vurgulanmalı. Yolun açık, okurun bol olsun Fatih Tezce.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram