LEYLA’SINI ARAYAN ŞEHİR İSTANBUL’A SELAM OLSUN

Nihat MALKOÇ

*

İstanbul sen içimde tarifsiz bir ukdesin,

Geçmiş zamanı aşıp yankılanıyor sesin.

 

Nice revnaklı şehir şöhretine özenir.

Bahçelerin, bağların rayihayla bezenir.

 

Yaralı benliğimde Cihangir hüzünleri,

Minyatürlere gömdük o karanlık günleri.

 

Gönül zincirlerini koparmak mümkün değil.

İstanbul’dan ayrılmak ölümdür, sürgün değil.

 

Masal değil İstanbul, yaşanmış, yaşanıyor.

Haydarpaşa Garı’nda bir çift yürek yanıyor.

 

Kurşunî kubbelerin solur geçmiş zamanı,

Ferisin gözlerimin, dizlerimin dermanı.

 

Dört mevsimin içinde, bir başka olur yazın,

Hüzün taşır nağmeler mavisine boğazın.

 

Destanların burcunda Fatih’imin izi var,

Karaköy’den bir parça yüreğimde sızı var.

 

Sevmedim hiç kimseyi seni sevdiğim kadar,

Vuslata hasret gönül, yetiş ey gül yüzlü yâr!

 

Resulün yüreğinde bir sancıydı hayalin,

Kıyas kabul etmiyor bugünle dünkü hâlin.

 

Süzülür yüreklere minarelerden rahmet,

Beyoğlu gülüyorken ağlar Karacaahmet.

 

Işıklar cenk hâlinde gurup vakti Üsküdar,

Bu gönül seni anar ömrün sonuna kadar.

 

Kadıköy’de vapurlar yarına umut taşır,

Çamlıca tepesinde gökten yağan kar üşür.

 

Emirgân’da mehtabın hüznü yansır sulara,

Hayalimizde canan çekildik kuytulara.

 

Değiştirdi her şeyi zamanın hoyrat eli,

Ya tahammül çileye ya da çekip gitmeli.

 

İstanbul, can İstanbul yüreğimi kanattın!

Bakir duygularımı yaban ellere sattın.

 

Maziden haber verir gökte uçan turnalar.

Söndürür yangınımı şadırvanlar, kurnalar.

 

Kız kulesi aşklara kucağını açıyor,

Yaralı bir güvercin süzülerek uçuyor.

 

Giyinmiş duvağını gelinlik kızlar gibi

Ümraniye söylenmiş tılsımlı sözler gibi.

 

Topkapı sarayında ecdadımın gölgesi,

Hırka-i Saadet’te duyulur Kur’an sesi.

 

Senden bana yadigâr bir işve, bir naz kaldı,

Derunumda bir parça sana dair haz kaldı.

 

Bir dilberin gözünden almış da mavisini,

Tavus kuşu misali sunmuş yâre süsünü.

 

Küçüksu’da yaşanır aşkların en güzeli,

Vasfeder didarını kasidesi, gazeli.

 

Peygamberin övdüğü Fatih’in ben olsaydım,

İrem bahçelerinde gül misali solsaydım.

 

Yüreğimde büyüyor hasretin dağlar kadar,

Ölüler bile sana âşıktır sağlar kadar.

 

Sinan’ın müh(ü)rünü taşır Süleymaniye,

Sultanahmet bugüne Osmanlı’dan hediye.

 

Dolanır saçlarında, gülümser sabah yeli,

Yas tutar Ayasofya, kavurur hüzün seli.

 

Fecrin kızıllığında ürperir mavilikler,

Rahme düşen ceninler sana vuslatı bekler.

 

Ufkun kızıllığına ağıt yakar nağmeler,

Kandilli bir türküdür yalnızlığı besteler.

 

Kalender hislerime tercüman Eyüp Sultan,

Ruhlara hayat verir yedi tepeden ezan.

 

Ne efsunkâr imişsin, yamansın rüya şehir!

Mağribi, akşamlarda kanayan hülya şehir.

 

Gönül, sevdalı gönül İstanbul’u heceler,

Hayata pusu kurar Ortaköy’de geceler.

 

Emsalin ancak Kudüs, Mekke ile Medine,

Eyüp Sultan’da kabir davet ediyor dine.

 

Kelimeler yetersiz, tasviri zor İstanbul,

İçimi alev ateş kavuran kor İstanbul.

*

  1. NİHAT MALKOÇ

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir