KÜÇÜREK ÖYKÜLER

 – İLKER GÜLBAHAR

 *

  1. SANATÇI SEVİNCİ

Caddenin tek emlakçısı, defterdarlıktan emekli Yaşar Nail Bey, dükkânın önüne, kaldırımın üstüne bir sehpa, iki tabure atmış; yakın arkadaşı Dursun ile tavla oynuyordu. Rıza’nın karşı kaldırımdan dördüncü kez geçtiğini fark ettiler. Rıza’nın sağ eli cebinde, göğsü ileride, burnu havadaydı. Adımlarının üzerine vücudunun ağırlığını bırakırken ayağını hafifçe geriye doğru çekiyor, arada bir etrafına bakıyor, fark edilmek için duruyor, tanıdık yüzler arıyor, sonra tekrar aynı ağır adımlarına start veriyordu. “Şöyle bir tur daha atayım da millet şair görsün.” diye geçirdi içinden.

Rıza da karşı kaldırımda tavla oynayan Dursun ve Yaşar’ı görüyordu. Onların yanına gitmek isteyip de gidemiyor gibi bir karın ağrısı tavırla kıvranıyor, onların çağırmasını bekliyordu.

Yürüyüşündeki garipliği kastederek Yaşar:

— Rıza, on dakika içinde dördüncü kez aynı istikamete gidiyor. Var bu işte bir Karaman, dedi.

Dursun elindeki zarları tavlanın kenar çıtalarına çarptırarak attı. Zarın biri, hareketini erken tamamladı: Dört… Diğeri dönmeye devam ediyor. Aha da durdu: İki.

— Bence de bu işte bir iş var. Buraya çağırsak mı Rıza’yı, dedi Dursun.

Çağırdılar…

Rıza, caddeyi geçerken elini cebinden çıkardı. Caddenin her iki tarafını da kolaçan etti. Azıcık hızlanmasa Hacı Murat’ın biri, Rıza’nın kaportasını çizecekti. Rıza karşı kaldırıma yaklaşınca sağ elini tekrar cebine götürdü. Yine fiyakalı yürüyüşünü sürdürdü. Dursun ve Yaşar’ın yanlarına gelince;

— Şeytanınız bol olsun beyler, diye takıldı.

Yaşar altta kalır mı?

— Aha! Şimdi geldi şeytan, dedi. Elindeki zarları salladı ama atmadı.

Dursun’un sorusu konuyu değiştirdi:

— Ne var ne yok Rıza, içini kaynatan ateşi de hele! Şu on dakika içinde dördüncü kez aynı yerden geçiyorsun, farkında mısın? Bir sorun mu var?

Yaşar elindeki zarları gene salladı ama gene atmadı. 

— Yok, ne sorunu olsun, dedi. Heyecandan kendisine tam dört tur attıran müjdeli haberi, sanatçı için önemli ama başkaları için fuzuli ve de kıytırık haberi söylemenin tam zamanıydı.

— Cebimde Horoz Şekerleri Şiir Yarışması’nda birinci oldum da… dedi. Ağzı kulaklarına kadar uzandı. Söylediklerine bir karşılık bekledi: Tebrik, kutlama falan işte. Cevap gelmeyince

— Hadi bana eyvallah, dedi. Daha önceleri de böyle olmuştu. Aynı cakalı yürüyüşle tekrar karşı kaldırıma geçti.

Yaşar ve Dursun, Rıza’nın bu artistçe yürüyüşünü, o karşı kaldırıma geçene dek izlediler.

Yaşar:

— Boş ver şimdi Rıza’yı! Düse gelirse senin biletini Mars’a kesiyorum Dursun, dedi.

Yaşar zarları avucunun içinde daha çok salladı ve bu kez attı, valla attı.

— Düseee!  Severler güzeli genç ise!

Dursun’un canı iyice sıkıldı. Dört bir yeniliyordu. Yaşar, iki pulunu kırmış, kapıların hepsini kapatmış, okulları tatil etmişti.

— Ağız değil, mübarek, mevlana g.tü, dedi ve devam etti. “Rıza’nın sıkıntısı anlaşıldı. Ne yarışmasında birinci olmuş.” diye gülerek keyiflenmek istedi.

Yaşar neşelenmesine vites attı:

— Cebimde Horoz Şekerleri Şiir Yarışması…

Gülüştüler. Kaldırımda yürüyenler, Yaşar ve Dursun’un gülüşmelerinden bir anlam çıkarmak için anlamsız anlamsız onlara baktı.

  1. SERVET

Çocuk, şadırvanın yanındaki avluya koştu. Arkasında, ona yetişmeye çalışan-muhtemelen- çocuğun annesiydi. Çocuğun elinde içi buğday dolu bir sahan… Onun avluya doğru geldiğini gören güvercinler parke taşlarına uçuştu.

Çocuk, sahandaki buğdayı minik elleriyle avuçladı. Buğdayı fark eden güvercinler çocuğun omzuna ve sahanın kenarına konma gayreti içine girdiler. Çocuk, güvercinlere birkaç avuç buğday serpti. İki ispinoz mahlep ağacından süzülüp yere indi, yere saçılan buğday danelerini bir bir toplamaya başladı.

Şadırvanda abdest almak için gömleğini ve pantolonunu çemreyen dede çocuğa ünledi:

“Güvercinlerin hepsini doyuramazsın.” 

Çocuk bunu duydu mu, duymadı mı bilinmez.

Çocuk, sahandaki buğdaylar bitince üzünç adımlarla annesine doğru yürüdü. Annesi eğilip çocuğun kulağına bir şeyler fısıldadı. Çocuk galiba anlamadı, annesi tekrar bir şeyler fısıldadı; çocuk önce annesinin gözlerinin içine sonra da abdest alan ihtiyara baktı.

Çocuk ve annesi, geldikleri yöne doğru giderken abdest almayı bitiren ve sağ ayağına çorabını giymeye çalışan dedeye:

“Güvercinlerin hepsini doyuramam ama sahandaki servetimle dünyayı satın alabilirim.” dedi.

İhtiyar ve çocuk göz göze geldiler, ikisi de birbirine gülümsüyordu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram