KÜÇÜREK ÖYKÜLER

-İlker Gülbahar

*

SATRANÇ OVASI’NDAKİ VEBAL

İki şahın restleşmeleri neticesinde Karaşahlılar ve Beyazşahlılar Satranç Ovası’nda karşılaştılar, birbirlerine elçi gönderdiler. Barıştan yana olduklarını, Satranç Ovası’nın kendilerine bırakılmasını talep ettiler. Elçilerin söyledikleri karşı cephe için saçmalıktan ibaretti. Her iki taraf da haklı olduklarını iddia ediyorlardı.

Kimse savaşmadan Satranç Ovası’nı terk edecek değildi.

Satranç Ovası Savaşlar Bildirgesi’ne göre ilk hamlenin Beyaz Şahlılar tarafından yapılması gerekiyordu. Karaşahlıların şahı, savaş kurallarını ihlal etti ve iki Piyon Er’ini Beyazşahlılar önüne sürdü.  Beyazşahlılar da Piyon Erleriyle karşılık verdi. Satranç Ovası’nın ortasındaki boşluğu gören Karaşahlıların Birinci Fil Paşa’sı çoban kılığına girerek Beyazşahlıların Şahı’nın huzuruna vardı. Cesurca şahın teslim olmasını istedi. Beyazşahlıların At Paşa’sı araya girdi; şahlandı, Fil Paşa’ya çifte savurdu. Fil Paşa sendeledi ve Satranç Ovası’nın dışına fırladı. Karaşahlılardan bir Piyon Er, atın ayağına çelme taktı. At da ovanın dışına yuvarlandı. At Paşa’nın bu hamlesi savaşın gidişatını değiştirdi. Çoban kılığına giren Fil Paşa’yı ortadan kaldırmasaydı savaşı Karaşahlılar büyük bir ihtimalle kazanacaktı. 

Karaşahlılar bu kez Kale Paşa ile saldırdı. Karaşahlılardan Kale Paşa yıkıldı ama Beyazşahlılardan bir Piyon Er ile bir Fil Paşa’yı saf dışı bıraktı.

Bir ara Karaşah çok fena sıkıştı köşeye. Vezir olmasa Satranç Ovası Beyazşahlıların eline geçecekti. Vezir, göğsünü Beyazşahlılardan Kale Paşa’nın oklarına siper etti. Vezir’in son sözü “Biz haklıydık.” oldu.  

Savaş naraları azalmaya başlamıştı, zira Karaşahlılarda yalnızca Karaşah ile bir At Paşa ve bir de Piyon Er kalmıştı. Beyazşahlıların Beyazşahı dimdik ayaktaydı. Üstelik vezir de yanındaydı. Kale Paşa onlara büyük bir güç veriyordu.

Beyazşahlılar, Karaşahlıların iyice zayıf düştüklerini fark edince saldırıya geçti. Karaşah, son Piyon Er’ini Kale Paşa’nın surlarına gönderdi. Piyon Er, Kale Paşa’nın mızrağıyla yere düştü. At Paşa onu bu kötü durumundan kurtarmak için bir iki hopladı, zıpladı ama iyi netice sağlayacak bir şey yapamadı. At Paşa’nın ayağı da tökezleyince Karaşah, Satranç Ovası’nda  yapayalnız kaldı.

Karaşahlıların At Paşa’sının ölmeden önceki son sözleri manidardı:

“Ey Karaşah, ütopik bir erek uğruna Satranç Ovası halkını birbirine kırdırdın. Bunca vebal altından nasıl kalkacaksın. Var git onurunla, şerefinle Beyazşahlılara teslim ol. Satranç Ovası’nda ölenlerden ben sorumluyum, de; cezamı verin bana, de.”

Karaşah teslim olmadı. Beyazşahlıların Vezir’i ile Kale Paşa, Karaşah’yı sıkıştırdı. Vezir kılıcını çekti. Karaşah korkudan olduğu kareye yığıldı kaldı.

Karaşah da ölmeden önce şunları söyledi:

“Hırsım beni bitirdi. Ölen paşalarımın ve Piyon Er’lerimin vebali vicdanımı sızlattı. Son pişmanlığın fayda verdiği nerde görülmüş?”

YARIN

Düşük omuzlu, kedi yürüyüşlü bir müşteri; terzi Salim’e nasıl bir giysi istediğini anlatıyordu.

Açık mavi renkli tafta kumaştan, düğmeleri turuncu, garson yakalı bir “yarın” için fiyat konusunda anlaştılar.

Terzi Salim, aldığı ölçüleri defterine özenle geçirdi. Sayfanın en üstüne müşterinin adını yazacaktı ki müşteri bir kart uzattı. Kartta isim yoktu. Salim, kart üstündeki yazıyı kısık sesle mırıldandı:

“Düş cebi geniş olsun.”

Müşteri, kapıya doğru ilk adımı atmaya yeltenirken siparişinin ne zaman hazır olacağını sordu. Terzi Salim umutla cevap verdi:

“‘Yarın’ akşama yetişir.”

SALGIN SONRASI

Hiçbir şey sıra dışı olmayacak dünya treninden inerken / kırlangıçlar yüzecek yine gökte çığlık çığlığa/ begonviller yine renk renk çiçeklenecek

Sıcak ekmek kokuları tütecek sırtları yalınkat asbaplı varoş çocuklarının burnunda / murat, ümit’in yakasına yapışacak borcu için

Ökçesine basarak yürüyecek kenar mahallenin  kabadayıları / ellerinde gümüş işlemeli oltu / tespihlerin başı dönecek şıkırtılardan

Yine açlık, yine yoksulluk, yine siyaset, yine adalet, yine Marx, yine Freud, yine aşk, yine Yunus, yine Mevlana, yine insan konuşulacak

Kırılan dişlinin yerini hastane koridorunu inleten bebek ağlaması alacak / kızsa pembe, erkekse maviye çalacak hayal odalarının gök çadırı

Kaldırımlar insan akacak şehirlerde / yan yana gülecek insanlar birbirini tanımadan / yüz yüze gelemeyecek iki karındaş, üç mefkure eri

İnsan kendi içinde hapis kalacak / benliklere prangalar vurulup tıka basa dolacak tinlerin karanlık koğuşları / kim ne kadar gardiyansa o kadar hükmedecek

Ömür yükü, yaşama sevinci, beyaz yalanlar, asil tutkular silikleşecek  eski  fotoğraflarda /

ve yalnız beden kılıfı için kapanacak kepenk.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram