KELİMELERİN ARKA YÜZÜ

*MEHMET MORTAŞ

*

Okumak; en derinden ve şiddetle beynimi ve düşüncelerimi sarsan, sakin sular gibi bekleyen köhnemiş, sıradanlaşmış, basitleşmiş inançlarımı yerinden oynatan, aklımın kelimelere karşı bir tavır alışı, karşı koyma sürecidir.

Hemen okumaya başlayamam çünkü tavır alırım türlü türlü önyargılarla yaklaştığım kitabın yüzüme bakan kapağına. Kitabın ismi cezbedici, ilgi çekici karanlıkta yanıp sönen ışık gibi işaretlerle yoklamışsa ön belleğimi okuma isteği başlama seansına girer; okumaya başlamanın hazırlıkları hislerimi harekete geçirir ve kendime doğru yol alırım.

Okumaya yol almak, kışın bahara yol alması çiçekleri bağrında barındırması gibidir. Yeter ki kitabın ismi içimdeki kronikleşmeye kadar varan ve kelimeler dünyasının sahillerinden uzak kalmış beynimin hezeyanlarını yaklaştırsın kendine.  Darmadağınık olan düşüncelerim, kendi mevkiinde ve birbirleri ile çelişmiş sözcükleri, öykünmeye çalışan duygularımı biraz silkelesin, ne oluyor bu kitabın ismi beni kendine çekiyor desin. İşte o zaman okuma hissi bütün benliğimi sarar kelimeler dünyasının sahiline yanaşırım. Başlangıç aşamasında düşüncelerim amansız bir mücadele verir, okuma eylemim ve yeni bilgiler ön belleğimin içinde kaybolup gider.

Okumak, daha ilk kelimesine, harfine, sözcüğüne başlayamadığın kitabın ilk sayfasını, yazarın başlangıç heyecanını yakalayabilmektir. Tabi ki okur için başlangıç biraz sıkıcı olabilir, kelimeler daha sahile vurmamış, daha denize açılmamıştır. Sözcük kırıntıları, işe yaramayan kelimeler vurmuştur sahile.

Ürkek ürkek girersin kelimeler ülkesine, kendini suskun ve çaresiz hissedersin. Suskunluğun kitaba olan saygıdan hürmettendir ve sessizce okumaya başlarsın kelimeleri incitmeden hor görmeden. Sen kelimeleri incitmez, hor görmezsen sana hayatın sırlarını getirir ve bir kayık olur bindirir sırtına. Ve su almayacak binek üzerinde kelime toplaya toplaya yol alırsın. Irak olanı, ulaşılmaz olanı; anlayamadığın, kavrayamadığın, sır zannettiğin hayatın anlamı yavaş yavaş gün doğumuna dönüşmeye başlar. Yönünü daha kolay bulursun. Devam edersin yazarın ruhundan çıkmış doludizgin kelimelerin içinden.

Kimi zaman kendi dünyana sığdıramadığın, kabullenemediğin, düşüncelere rast gelirsin rest çekersin. Olmaz dediğin akla karşı tezler gibi algıladığın kelimelere itiraz edersin, hatta itiraz edecek vakti bulamadan aniden çıkan bir rüzgâr sallar bindiğin kelimelerden yapılmış kayığı. Olmaz dediğin, şaşkınlığını gizleyemediğin kelimelerin içine yuva yapmış düşüncelerin peşinden gider, yönünü bulacak bir pusulanın olmadığını görürsün. Hem kitaba hem yazara kızarsın. Kızmak hakkımız dersin geri dönmek istersin fakat bir defa çıktın yarıladın yolu, yaralandı yüreğin, acının gerçek tadını hissetti kalbin ki kelimelerin bıraktığı kalp acısının hiçbir acıya benzemediğini anladın. Suskun ve çaresiz okumak hissini durdurmadın ve yol almaya başladın, kelimeler denizinin sonunu merak ettin, sözcüklerin derinliğini merak ettin, denizin ortasında anlamdan oluşmuş bir ada var mı diye merak ettin. Kafanda şekillenmeye başladı haritada yeri olmayan kitabın ruhu. Yazarın deruni tarafına bir bağ kurdun, kelimelerden yapılmış kayığının içine sözcüklerden bir otağ kurdun, bulutun ve yağmurun arasındaki ayrılmaz bağı aşk ile yoğurdun. Seküler dünyanın talan ettiği yerlerden uzak, hisler dünyasında gerçekleşen, kelimeler denizine doğru uzanan ve yazarın iç dünyasında sonuçlanan bir muştunun olduğunu gördün.

Ölüm duygusunu bastıramadığımız gibi okumak, içimizde susturamadığımız bahar cıvıltısı, toprakla oynayan çocuğun masumiyet halleri, çölleşmiş yüreklere yolculuğa çıkan bulutun serüveni. Öğrenmek, kışın bağrında saklanan baharın, yeryüzünün kımıl kımıl hazırlığını görmek istemesi, İçimizde önleyemediğimiz soyutun resmini çizdiğimiz, dünyayı anlamlarla bağladığımız, kopmaz ve birbirini duygularla bağlayan bağ demek değil mi? Kitabın sonlarına doğru gelmek sonun başlangıcıdır, gecenin sonu gibi ve iç dünyamızda soyut olanın resmini çizmek değil mi. Kelimeler denizinin sonuna gelmek hislerin, aklın karanlık odalarında güneşin doğması, tan yerinin ağarması değil mi?

Kitabın cezp edici ismi ile çıktığın yoldan bitiş noktasına kadar bir edebi sanat gördüysen, hissettiysen sonunda da aklettiysen yazarla, kelimelerle dost arkadaş oldun demektir. Hem bir kelimeden diğer kelimeye hicret ettin, çölleşmiş ruhunda bir damla anlamın yeşerdiğini, büyüdüğünü gördün demektir. İsmiyle, içindekilerle dost olduğun kitabı özenle incitmeden yüreğinde bir buse kalarak kitaplığın sessiz taraflarına koyuverdin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir