HİSLİ İZ

*Ayfer Yıldız

*

—Kentin göbeğinde yaşayanlara yem olan taşralı hastalar ne de masummuş. Sırf onlar için dünyayı değiştirmeyi ummuştum. Bu işin marangozu değildim fakat gönüllüsüydüm. Şimdilerde kendimi, kendime şans vermemekle cezalandırıyorum. Elinizdeki listeye bir bakın doktor! Kentler hâlâ kalabalık ve kayıtsız hastalar vergi ödemeden yaşayanlara denk. Kim bilir belki de gerçek kahraman yol üstündeki bir kasabanın geceye sürülmüş köyünde doğmaya hazırlanıyordur, diyerek boynuna borç bildiği davasının savaşını kaybetmişti bir anda.

Kendince haklıydı Tahsin. Müptezellerin yerlerde sürüklediği o gariban çocukların her birine yetişmesi kusursuz imkânsızdı. Anadolu’nun tertemiz bir köyünden üniversite eğitimi için gittiği büyük şehirde uyuşturucu tuzağına düşürülen kardeşi Enver’i kurtaramayışı geçerli nedeniydi.

—Bakın doktor yanlış insanlara değin hileli fikirlerin amacını kavramış değildim. Şimdi daha kapsamlı zararların dahi farkına varabiliyorum. Bu sebepten kimi zaman pes ediyorum, anlayın ne olur, hiç değilse sizi yolun başında hayal kırıklığına uğratayım.

—Kardeşini kaybettin bu kolay değil.”Seni buraya çağırma amacım, Enver’in ölüm haberini vermekten öte bir durumdu. Enver hayattayken  senin hakkındaki her şeyi bana anlatmıştı, köydeki sorumluluğun ve çaban, bu şehirde de işe yarayabilirdi, uyuşturucudan ölüm haberi verdiklerimin sayısı senin gibi gönüllü ve mert insanların sayesinde en aza inebilir, hatta uyuşturucu kullanmak tarihe karışabilir. Evet, Tahsin hakkındaki her şeyi biliyorum. Benim gibi ömrünü bilime adamış biri için sahip olduğun insanüstü güçlerine inanmak akla uygun bir davranış değil. Ben buna ikna olmuşsam pes etmek gibi bir şansın asla olamaz. Hadi, şu takım elbiseyi, rugan ayakkabıları giy ve rüyanda gördüğün o adrese git.”

Doktorla göz göze gelmemeye çalışan Tahsin duyduklarına şaşırmamıştı, çocuk yaşta gördüğü rüya ile birlikte bu sözleri ikinci kez işitiyordu. Derin bir nefes alarak

—Benimkisi yetenek değildi ki… Yaşamak; kışları ağaç tütsüsü kokan, yazları cam önünde dikildiğim evde nefes almaktan ibaret olamazdı. Hayaller ne iş yapar, bilmiyordum ama beni kısa süreliğine de olsa dilediğim insana dönüştürdüğü gerçeğine sonuna kadar güveniyordum öte yandan da. İyi insanlar kötülükleri süpüren sessiz rüzgârlardır doktor! Yorgunluklarını yalnızca doğru davranışlarla giderebilirler ve onların gülümsemesi kabul salonunun baş konuğu misalidir.

Oysaki ben hiçbir kötülüğü silip süpüremiyorum. Üstelik ayakkabılarım ve kol düğmelerim var, kanatlarımın olması gerekmiyor muydu?

—Fazla bir şey istememen centilmenliğinden olsa gerek zira özellikli olmak her zaman yetenek gerektirmez, bunun için melek olmaya da ihtiyacın yok. Anlamıyor musun Tahsin delilik özgürlüğü kıskandırmaktır. Biz akıllılar (!) bunu kaldıramazdık. Güzel bakmak, gözlerine değil kalbine  işlenmiş senin. Doğal duruşuna müdahale etmek beynimin acemiliği olurdu. Gidebildiğimiz kadar gidelim, ölebileceğimiz kadar ölürüz nasılsa. Hem son rüyânı hatırla, kapıyı kardeşinin ev arkadaşı  açmıyor muydu  ve içeride bir valiz uyuşturucu yok muydu, zengin rüyanın nimetlerini hiçe mi sayacaksın, demişti ki doktor, Tahsin ortadan kayboluvermişti. Bir rüyanın  izini sürmek onun için zor değildi, olabilecekleri engellemek de… Zor olan kirletilmemiş köyünden koparılması ve  Enver’in ölümüyle her gün tekrar tekrar yüzleşecek olmasıydı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram