Hatiplikteki Mahcubiyetten Felsefi Şiirin Keşfine

-Necati Demir

       İnsanların her biri değişik yeti ve potansiyellerle doğuyor. Bunların yeri, zamanı ve ortamı oluştuğunda ortaya çıkartılması gerekir. Ortaya çıkartılmazsa her biri en az bir cevher üzere yaratılan bireyler ya tek tek ya da gruplar halinde heba olup toplum içinde kaybolacak demektir. Bu yeteneklerin keşfedilmesi, ortaya çıkartılması gerekiyor. İş hayatında, akademik süreçte her insanın elinden tutan kayda ve saygıya değer kişiler olmuştur. Kierkegaard’ın ontolojik anlamda söylediği “Hiç kimse kendi saçlarından tutarak kendini yukarıya kaldıramaz” sözünü ben etik alanda toplumsal ilişkiler için kullanıyorum. Sabit destek noktasının olmayışı nedeniyle kişiler birbirine muhtaçtırlar. Bireylerdeki bu yetileri, onlara destek olup çıkartacak olanlar da en başta ebeveynler ve öğretmenlerdir. Bu yüzden hem analık-babalık hem de öğretmenlik çok veballi, ağır sorumluluk isteyen bir konumlardır. Eğer elimizdeki malzemeyi anlayamaz, tanıyamaz, keşfedemez isek, büyük vebale girecek; geleceğin dehalarını, bilginlerini, sanatçılarını, filozoflarını, sporcularını kötürümleştirmekten dolayı muhtemeldir ki hesaba çekileceğiz demektir. Barbiana Mektuplarında İtalya’da bir papazın, birçok öğretmen ve yöneticinin aptaldır, şapşaldır, hiçbir okulda başarılı olamaz denilen yirmi küsur çocuğun içinden verdiği sabırlı eğitim sonucunda 7-8 tane ünlü bürokratı yetiştirdiğinden söz edilmektedir.

Afşin Lisesinde 1983 yılı 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde girdiğim felsefe dersinde öğrencilerime günün anlam ve önemine ilişkin bir konuşma yaptıktan sonra onlara, “Gençler, siz ilerde önemli mevkilere gelip etkin görevler üstleneceksiniz. Öğretmenler Günü hakkında sıranızda bir nutuk atın bakalım.” deyip öğrencileri tek tek kaldırıp konuşturdum. Sıra öğrencilerimden benim de teyzemin oğlu olan Ercan Yücel Kayıran’a geldi. “Yücel kalk bakalım, bir konuşma da sen yap” dedim. Yücel, ayakta bekledi, birkaç kelime bile söyleyemedi, utandı. Ben de çocuğu mahcup ettim diye üzüldüm. Öbür gün Yücel – halâ sakladığım – el yazması bir şiir getirdi. Bu nedir Yücel dedim, şiir dedi. Okudum, harika bir şiirdi. “Bu kimin?”, dedim. Kendisinin sol eğilimli olduğunu bildiğim için, Nazım Hikmet’in olabileceğini sandım. Benim hocam, deyince “Yücel, sen bu şiiri yazamazsın.” dedim. Benim hocam, ben ortaokuldan beri şiir yazıyorum, deyince dünkü iki kelimeyi bir araya getiremeyen Yücel, birdenbire gözümde büyüdü ve hayranlık duymaya başladığım bir kişiliğe dönüştü. Demek ki Rabb’im çok çeşitli yetilerle insanları yaratıyor, ama bizim kısıtlı ölçüm araçlarımız bunları keşfetmemizde yetersiz kalıyor, “İyi matematik problemi çözüyor.”, “Edebiyatı iyi.”, “Sesi güzel.” ölçütünün dışında başka ölçü araçlarının da olabileceğinden habersiz oluşumuz nedeniyle gözden çıkardığımız pek çok öğrencimiz olmuştur, diye hayıflanmıştım. Bu olaydan sonra insan varlığının çok öğeli, iç içe girmiş, kolaylıkla anlaşılamayan derin duygularla yaratıldıklarını ve bunları çözümlemenin sıradan eğitim almış eğitimcilerin boyunu aşacağı kanısına vardım. Bildiğimiz bir iki yöntem ve teknikle öğrencilerin yeti ve potansiyeli anlaşılmayacağını daha farklı yöntem ve teknikler denenmesi gerektiği düşüncesine ulaştım. Şu an Yücel Bey, ülkemizin sayılı ve saygın şairlerinden olup “Felsefi Şiir” akımının da öncülerinden biridir.

Yücel’in o zaman beni şaşırtan şiiri.

ÖĞRETMENİM

Sahi her şeyi senden mi öğrendim öğretmenim

El yazması kitaplar, gökler, denizler dururken

Sahi senden mi öğrendim bir taşı kavrayıp atmayı

Barışlardan bahsedip tetiklere basmayı…

Senin yüreğin nasıl dayanır öğretmenim

— taştan mıdır yoksa, yeşil yosundan mı—

Bilgiye hep bir silahın namlusundan bakmaya

Rüzgar ekip fırtına biçtin benim bildiğim

Kırılmaz mı ama bir silahın namlusu

o ışıklı usunla bakmaya

Bu kez ölüm doğursun beni öğretmenim

Ölüm doğursun kara bir silahın namlusuna

ve senin bilgilerin ölümün yağmuru olsun

Yağsın incecikten kanayan yaralarıma.         

                                        (23 Kasım 1983/Afşin)

      

Şiirde beni çarpan ifade:

“Sahi senden mi öğrendim bir taşı kavrayıp atmayı

Barışlardan bahsedip, tetiklere basmayı…” dizeleridir. Dönemin siyasi çarpıklığı, tezat hali hem de Lise II. sınıf öğrencisi tarafından ancak bu kadar güzel dile getirilebilirdi. Henüz lise çağında, oldukça kısıtlı imkanlar ve güç şartlar içinde kendi düşünce dünyasının kritiğini/eleştirisini yapabilen, critiquespiritle (eleştirel ruh) hadiselere bakıp salt ideolojik bağnazlıktan kendini kurtarabilen bir kişidir Yücel Kayıran.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram