Günlükten!

Günlükten                             12 Şubat 2019

.

Karanlık basıyor kenti, uzaklardan köpek havlamaları geliyor; herkes mutlu, bir ben araftayım. Her gün diğerinin aynı, tv’de böğüren çirkin adamlar, sönen ocaklar; küçücük bir bebesi varmış Eskişehirli askerin… Gelin de anlatın ona ömrünce kalbinin bir yanının yarım kalacağını…”Ne çok acı var…”

Şehidin cenazesine katılan kalabalık, dağılıyor; alışveriş ediyor, gülüyor, ha bire bir şeyler anlatıyorlar, hayat devam ediyor…

Sonra vuruyorum sokaklara kendimi, Porsuk boyunca saatlerdir yürüyorum; çiğdem gibi gençler kahkahalarla savuşuyorlar yanımdan. Suyun yüzünde birkaç balık oynaşıyor, bir adam oltasıyla onları yakalamaya çalışıyor:

—Rasgele baba, diyorum. Aslında rasgelmesinler istiyorum balıkların oltaya ama neden öyle dedim ki, ah bu dil alışkanlığı… Adam alttan yukarı süzüyor beni:

—Rasgelmiyor ki namussuzlar, uyandılar artık oltaya…

İçimden bir sevinç dalgası geçiyor, adamın esrikliğine; oh olsun, diyorum. Sonra birden balıkların kıyıda yüzgeçlerinde olta, insan avladıklarını düşünüyorum; bu ihtiyar da angut bir deniz canlısı, balığın birinin attığı ilk oltaya yakalanıyor, zoka boğazında olduğu halde çırpınıyor adam. Ha ha ha, nasılmış sayın bayım çırpın bakalım, deyip basıyorum bir kahkaha daha… Neden sonra biraz daha dikkatli bakınca oltanın ucundakinin küçücük bir balık olduğunu fark ediyorum; ihtiyarın çipil gözleri ışıldıyor, sigara içmekten temeğe dönmüş ağzından salyalar akıyor. Bir an kıçına bir tekme vurup suya atmak istiyorum onu, sonra akıl galip geliyor, “Daha yeni kurtuldun bir belalı davadan adam yürü git.” diyorum kendime, küçük balık hâlâ çırpınıyor oltanın ucunda, öyle çaresiz, öyle yalnız…

.

m.binboğa

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir