GÖNÜL KÖPRÜSÜ

 – FURKAN EREN

 *

“Gönül ne kahve ister ne kahvehane

“Gönül sohbet ister, kahve bahane”.

“Hasbihal” ve “yarenlik”, neredeyse unutulmaya yüz tutmuş sözcükler…

Bunlar gitti, yerine “söyleşi” falan geldi.

Hâlbuki başka hiçbir kelime “Hasbihal” ve “Yarenlik”in yerini tutamaz. Çünkü sohbetin içinde dostluk, muhabbetin içinde “Muhammed” saklı…

“Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl,

“Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl?”

Ama hasbihal ve yarenlik dostlar arasında yapılır oysa…

“Dost bi-vefa, felek bi-rahm, devran bi-sükûn,

“Dert çok, hemdert yok, düşmen kavi tali’ zebun” (Fuzuli).

Şair mizacıdır yakınır: Yoksa eskiden “kadim dost”lar, riyasız ve hesapsız dostluklar vardı. “Vefa” sadece bir “semt ismi” değil, dosttan dosta kurulan ve dostluğun “olmazsa olmaz”ı olan bir “yürek köprüsü”ydü.

Dost, dostun gözünden, gönlünü okumasını bilirdi… Gönül dilini anlayabilirdi. Dostunun tüm dertlerini yüksünmeden yüklenir, itirazsız taşıyabilirdi. Soru sormadan dinler, söylenmeyen şeyleri bile kavrardı.

Günümüzde böyle dostlar, dostluklar kalmadı pek.Hayat şartları ile umursamazlıklar el ele verip dostlukları bitirdi.

Âşık Veysel’in, “Dost dost diye nicesine sarıldım/ Benim sadık yârim kara topraktır/ Beyhude dolandım, boşa yoruldum/ Benim sadık yârim kara topraktır” diye yakınması boşuna değil…

“Nice güzellere bağlandım kaldım,
“Ne bir vefa gördüm ne faydalandım,
“Her türlü isteğim topraktan aldım:
“Benim sadık yârim kara topraktır”

“Dost” diye toprağa sarılmak, ilk bakışta anlamsız gelebilir ama düşününce anlamsız olmadığını görürsünüz. Çünkü toprak itirazsız size kendini veren (her türlü ürünü-meyveyi) ve sonsuza kadar sizi kendinde tutan (mezar kimliğiyle) bir “dost”tur.

Hem hamurumuzdur (topraktan yaratıldık), hem mayamızdır, hem de sonsuzluğumuz, yani mezarımız…

Dostların ve dostlukların kalmadığı demde bile dost kalan, üstelik büyük bir vefa göstererek sonsuza kadar sizi kucaklayan toprağın dostluğuna muhtaç olmak yadırganmamalı.

Mevlâna’nın, “Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol; her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.” demesi de anlamda düşünülmeli zaten.

Dost böyle olmalı: Her an haşmetli ve sabırlı bir bekleyiş içinde sizi beklediğine inanmalı ve güvenilirliğini test etmeye ihtiyaç duymadan, onun karşısında tereddütsüz huzura erebilmelisiniz.

Boşuna dememiş Mevlâna: “İnsanı nasihat değil, muhabbet kurtarır…”

Dostlar, hayatın yükünü biraz olsun hafifletmek içindir.

Duygu sarmalına dolaştığınızda, hicran sağanağına tutulduğunuzda, acının her çeşidi dolu gibi yüreğinize yağmaya başladığında ve ruhunuzun rüzgârı sert poyraza dönüşüp fırtınanın en acımasızı ile savrulduğunuzda sığınabileceğiniz en iyi sığınaktır dost.

Dost, yürek bahçenize kök salmış bir çınardır.

Her zaman orada olduğunu, her an sizi beklediğini hissedersiniz.

Her ihtiyaç duyduğunuzda bir ulu çınarın gölgesine sığınır gibi dostunuza sığınır, hayatın üzerinize yağdırdığı tipilerden, buzullardan korunursunuz.

Kaldı mı böyle dostlar demeyin, kalmıştır… Kalmalıdır…

Yoksa hayat büsbütün yalnızlığa dönüşür ve çekilmez olur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram