GÖKYÜZÜ BULUTLU HAVA PUSLUYDU

 – İSMAİL OKUTAN

*

Hüznün kalbini yaraladığı bir zamandı.

Elini şakağına dayamış sırasında oturuyordu. Derin hayallere dalıyor, birkaç gün önce şehit olan annesinin silueti gözlerinin önüne geliyordu. Oturduğu yerde duramıyor, tedirgin bir şekilde ayaklarını hızla yere vuruyordu. Duvarda asılı duran saate baktı. Ders zilinin çalmasına birkaç dakika kalmış, öğretmen de artık tahtada ders anlatmayı bırakmıştı.  Günün son dersiydi. Öğrenciler artık eve gitmek için çantalarını hazırlayıp sabırsızlıkla bekliyordu. Çok geçmeden ders zili çaldı. Sebebini bilemediği acele bir tavır ile çantasını sırtına takıp sınıftan çıktı. Bütün öğrenciler bir anda koridora doluştular. Uğultu ve gürültü ile dolan koridor genişliyor, önünde uzayıp gidiyor, zihninde fırtınalar esiyordu. İçinden bir istek kendisini adeta koşmaya zorluyordu.

Arkasından, ‘‘Neden böyle acele ediyorsun, bizi bekle, beraber gidelim,’’ diye seslenen arkadaşlarını duymadı bile. Merdivenleri hızla inip okuldan dışarı çıktı. Ara sokaklardan geçip ana caddeye ulaştı. Şimdi vızır vızır arabaların geçtiği geniş, işlek bir cadde çıkmıştı önüne. Karşıya geçmek için yaya geçidine geldiğinde kırmızı ışıkların yandığını gördü. Durup bekledi. Gökyüzü bulutlu, hava pusluydu. Önünden arabalar süratle kelebek gibi geçip gidiyorlardı. Dalgınlıkla ayağını yola atmıştı ki arabalar kornaya bastılar. Neden sonra korna sesleri ile irkilip kendine geldi. Geri dönüp kaldırımda beklemeye başladı. Sağ tarafındaki kaldırımda birkaç askerin kümelendiğini gördü. İnsanın içine ürküntü veren, korku salan sert ve nefret dolu bakışları ile bu askerler karşıya geçmek için mi bekliyorlardı, yoksa gelen gidenleri kontrol etmek için devriye mi geziyorlardı; düşünmeye, anlamaya çalıştı. Bir taraftan da kendilerine mahkûm muamelesi yapan bu işgalci askerlere öfkeyle bakan bakışlarına engel olamıyordu.

Yüreğinden sıcak bir isyan duygusu çıkıyor, derisinin altından yayılıyor, tüm vücudunu kaplıyordu. Askerlerden biri bir taraftan tedirgin tavırlarla etrafa bakıyor, gelen gidenleri şüphe ve korku ile gözden geçiriyor, bir taraftan da elindeki kahvesini içiyordu. Filistinli kız Danya okuldan eve dönerken bugün yanından geçtiği bu siyonist asker kanını içmek istercesine bir vampir gibi bakıyordu. Kendisine saldırırcasına bakan sert bakışları gördüğünde irkildi; ama bu askerlerden asla kokmuyordu. Oysaki 17 yaşındaki kızın bakışlarından deli gibi korkan asker hemen silahına davrandı. Danya, bunu fark ettiğinde tedirgin oldu. Ne yapacağına karar veremedi. Yakın bir zamanda annesi de bu askerler tarafından şehit edilmişti.  Başına gelecek şeyleri tahmin ediyordu. Hızlı düşünüp hızlı karar vermesi gerekiyordu. Yıllardan beri yaşayarak öğrenmişti ki öldürmek için bahane arayan bu cani askerlerden artık kurtuluş yoktu. Durduğu yerde yumruklarını sıktı, kurşunlara hedef olmadan askerin üzerine atlamalıydı. Hiçbir zaman bu askerlerden korkmamıştı. Babası ona işgalci askerlere karşı cesur ve korkusuz olmayı öğretmişti. Hayatı boyunca şehadete ulaşmak en büyük arzusuydu. Fakat şehadetin nerede ve nasıl karşısına çıkacağını, kendisini kolları arasına alıp sevdiklerinin yanına nasıl götüreceğini bilmiyordu. İşte o anda, kirletilmiş bu hain zamanın en masum ama en ateşli, en acı duyguları sardı bedenini. Asker, Danya’yı kurşun yağmuruna tuttu. Danya’nın kanı etrafa saçıldı. Başına toplananların burnuna misk kokusu geliyordu. İşte şimdi su olmuş, cesurca şehadete yürümüştü. Kanlar içinde yatan bedeni cansız kalmış, elbiseleri kan kırmızısına boyanmış, gözlerine ise bin dört yüz yıl öteden süzülüp gelen bir şehadet ışığı dolmuştu. Kaldırım kana boyanmıştı. Ruhu bir kuş gibi uçup gök katına çıktı. Tatlı bir esinti gelip, Danya’nın ruhunu nazikçe alıp cennete taşıdı. Bu hafif rüzgârı seviyordu Danya. Annesinin kendisini sevdiği gibi seviyordu. Ruhunu, kirletilmiş bu zamanlardan kurtaracak olan bu rüzgârın daha sert esmesini istiyordu.

*   *   *

Şehit Danya’nın kanlar içindeki şehadet resimleri her tarafa asılmıştı. Resimleri gören Raid’in kalbi öfke ile doldu. Yumruklarını ve dişlerini sıktı. Çok üzülmüş ve bu olaydan çok etkilenmişti. Sanki kendi öz kardeşini kaybetmiş gibiydi. Bir anda içine dolan yoğun hüzün, intikam duyguları ile yer değiştirmekteydi. Fotoğrafların asılı olduğu duvarın dibinde bir müddet oturdu. Derin düşüncelere dalarak uzun uzun fotoğraflara baktı. Hıçkıra hıçkıra ağlıyor, hırs ve sinirden vücudu titriyordu. Artık haberi duyan herkes dışarı fırlıyor, protesto gösterilerine katılıyordu. Gür bir insan seli çağıldayarak şehrin meydanına doğru akıyordu. Slogan atarak yanından geçen bir grubun bağırtıları ile sarsılıp kendine geldi. Ayağa kalkıp akıntıya bıraktı kendini. İçinden intikam yeminleri ederek Danya’nın vurulduğu yere doğru sert ve hızlı adımlarla yürüdü. Danya’yı şehit eden askerler yine aynı yerde kaldırımda toplanmış bekliyorlardı. Raid onları buldu. İçlerinde Danya’yı kurşunlayıp öldüren askeri tanıdı. Bıçağını sıkıca kavrayarak kolunun içinde gizledi; yavaşça askerlerin yanına doğru yaklaştı, sonra bağırarak bir anda askerin üzerine atlayarak karnından bıçakladı. Yanındaki diğer askerler de Raid’i alnından vurup şehit ettiler. Kurşun yerinden, önce hiç kan akmamıştı. Birkaç dakika sonra alnından misk kokulu kanlar akmaya başladı. Şimdi cansız bedeni kanlar içinde yerde yatıyordu. Fakat gülümseyerek etrafa bakıyor gibiydi. Şehadet esintileri içinde bedeninden çiçekler fışkırıyor, yenibaharlar doğuyordu. Raid’in yanına gelen doktorlar bu kokuya bir anlam veremediler. Oysaki gelen koku cennet kokularından bir kokuydu.

*   *   *

On binlerce kişi Raid’in cenaze törenine katılmıştı. Danya’nın babası da oradaydı. Cenaze töreni sırasında; kalabalığın ortasında, hiç kimsenin düşünmediği bir anda Şehit Raid’in babası ayağa kalktı. Şehit Danya’nın babasına hitap ederek konuştu:

“Şehit kızın Danya’yı şehit oğlum Raid’e istiyorum,” dedi.

Daha sözünü tamamlamamıştı ki; Danya’nın babası da ayağa kalkarak Raid’in babasının yanına gitti, ona sarılarak hiç düşünmeden cevap verdi:

“Şehit kızımı, şehit oğluna verdim. Hayırlı olsun. Düğünleri Cennette olsun.” dedi.

Raid’in cenaze törenine katılmak için koşup gelen on binlerce kişi, Raid’in düğün töreni ile karşı karşıya kalmışlardı. Dünyada hiç duyulmamış, görülmemiş bir düğün töreni yapılmış oldu oracıkta. Şehitlerin cenaze töreni düğün törenine dönüşmüştü. Yaşanan bu ani durum karşısında törene katılan herkes iliklerine kadar sevinmiş ve silkelenmişti. Şehitlerin ruhu; herkesi içine düştüğü hüzün girdaplarından, karanlık dehlizlerinden, matem çukurlarından çekip aldı, şehadet ruhunu gönüllere taşıdı. Birbirlerine uzak ve hatta bedenleri ölü olan bu iki genç; ruhları şehadet rüzgârı ile sonsuza taşınırken, vuslatın nasıl olacağını da anlatıyorlardı mahşeri kalabalığa. Cenaze törenine katılanlar, şehitlerin gerçekten ölmediklerine tanıklık ediyorlardı. Dünyada, belki de dünya tarihinde bir ilk olan bu düğünde evlendirilen bu iki genç; Filistin davasını kanlarıyla ruhlara ve duvarlara yazarken özgürlüğün sırrına, cennetin şifresine ulaşmışlardı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram