GERÇEK’İ GÖMMEK

*EBUZER KALENDER

*

Çok değil, üç beş kişiydik cenazesinde. Gömdük onu derinlere. Vasiyetiymiş; mezarına beton döküldü, başına da isimsiz bir taş dikildi. Allah rahmet eylesin, iyi adamdı eski dostum Gerçek Doğrusöyler.

Hatırlıyorum da, ne kadar gençtim Gerçek’le tanıştığımda. Rahmetli Fuat abi, namı diğer Deli Fuat vesile olmuştu tanışmamıza. Fuat abi, Gerçek’in peşinden hiç ayrılmazdı; sanki onun fedaisiydi. Zaten çok geçmeden mahallenin ortasında vurdular manyağı. Son nefesini verirken bile Gerçek’in adını haykırmış. Söylenenlere göre, onu vuranlar Gerçek’in düşmanlarıymış.

Gerçek’le çabuk ısınmıştık birbirimize. O bende ne görmüştü bilmiyorum ama ben karşımda dürüst, içi dışı bir, samimi, aykırı ve cesur bir adam bulmuştum. Sık sık buluşur olmuştuk. Randevularına sadıktı, hiç bekletmezdi beni. Bazen ummadığım yerlerde de çıkardı karşıma. Anormallikleri de yok değildi tabii. Sertti, ürkütücü bir yüzü, kocaman cüssesi vardı. Gece onu sokakta gören Vedat abinin kızı düşük yapmıştı. O kadar iriydi ki, onu bir nesnenin arkasına saklamak mümkün değildi. Seveni azdı açıkçası ki bu durum sürpriz sayılmazdı. Çünkü insanları idare etme huyu yoktu. Aklına estiği gibi konuşur herkese laf sokuştururdu. Sesi de gürdü hani. Karşısındaki sağırmış gibi bağırarak konuşurdu. Hiç eğlenceli biri olamadı. Uzlaşılması zordu. Sık sık insanların onu anlamadığından dert yanar, “Beni olduğum gibi kabullensinler yeter,” der ve ardından eklerdi: “O zaman ben de tam bir geçim ehli olurum. Ama insanlar bunun yerine beni inkâr etmeye kalkışıyorlar. O zaman dayanamıyorum işte, isyan ediyorum.”

Sonra mahallede asılsız bir söylenti çıktı. Gerçek’in bulaşıcı bir hastalığı varmış. İnsanlar iyice uzaklaşmaya başladılar ondan. Gerçek’i gören yolunu değiştiriyor, selam vermemek için görmezden geliyordu. Her ne kadar insanlar onu görmezden gelseler de varlığı onlara rahatsızlık veriyor ve ummadıkları bir anda karşılarına çıkacağından korkuyorlardı. Hatta işi abartıp Gerçek’ten kaçanlar bile oldu. Bu da deli ya! Bir gün kendinden kaçan kasap Haydar’ın peşine takılmış kovalamış da kovalamış. Adam kan ter içinde kendini dükkânına zor atmış.

Annemle babam ayrılıp da farklı şehirlere taşındıklarında mahalledeki küçük ev bana kaldı. O sıralar, kira kontratı yenilenmeyen Gerçek ev arıyordu. Fuat abi onu yanıma almamı rica etti. Yok diyemedim. Zaten olan olmuştu. Gerçek’le dostluğum, mahallelinin beni dışlamasına yetmişti. Hatta amcam, bir Cuma çıkışı beni köşeye çekip payladı: “Oğlum, anladık arkadaşsınız. Ama evine almak da ne oluyor o manyağı. Bak sana güzellikle söylüyorum, Gerçek’le bu kadar samimi olursan başına beladan başka bir şey gelmez.” O zaman ciddiye almamıştım açıkçası.

Çıplaklığı çok seviyordu Gerçek. Evin içerisinde anadan üryan dolaşıyordu. Kapıdan pencereden görenler olmuş, şikâyete geldiler. “Arkadaşına sahip ol, orasını burasını göstermesin, çoluk çocuğumuz var bizim!” diye çıkıştılar. Baktım olmuyor, en azından ayıp yerleri gözükmesin diye bir don giymeye onu ikna ettim. Ortam adamı değildi zaten. Asosyaldi. O yüzden onu pek bir yere götüremiyordum. Götürdüğümde de pişman oluyordum. Sürekli dostlarımı yalancı durumuna düşürüp onları zor durumda bırakıyordu. Zaten çok sayılmayan arkadaşlarımın büyük kısmını da Gerçek yüzünden kaybetmiştim.

Sonra o üzücü olay meydana geldi. Fuat abiyi güpegündüz vurdular. Bu olaydan sonra korkmaya başladım. Fuat abiyi Gerçek’in düşmanları vurduysa benim de başım belada demekti. Sonradan öğrendiğime göre bu Gerçek kiminle samimi olmuşsa onun başına bir şey gelmişti. Canından olanı mı ararsınız, hürriyetinden olanı mı, ailesinden mi yoksa işinden olanı mı? Korktuğumu o da anladı. İş çıkışları eve gitmemeye başladım. Neredeyse her akşam, Martaval Kafe adlı bir mekâna takılıyordum. Orada Düzmece Ali diye biriyle tanıştım. Sohbeti çok iyiydi, kısa sürede kaynaştık. Muhabbetlerimizi benim eve taşımaya başladık. Düzmece Ali’yle Gerçek hiç anlaşamadılar. Sık sık tartıştılar ve sonunda Gerçek, o varsa ben yokum deyip pılını pırtısını topladı gitti. Gidiş o gidiş, bir daha da görmedim onu.

Yıllar sonra, Gerçek’i arayan bir adam bana gelmeseydi, onun varlığını bile unutmuştum. Adamı kapımdan boş çevirsem de merak ettim Gerçek’i. Neredeydi? Hayatta mıydı? Sordum soruşturdum, izini buldum. Bizim mahalleden epey uzak bir yerde yaşıyormuş. Yıllar içinde çok mahalle değiştirmiş ama nereye gittiyse tutunamamış garip. Bir iftira nedeniyle hapse de girmiş. Ama Gerçek’i içerde uzun süre tutamamışlar. Dışarıya çıktığında iftiracıyı bulmuş ve canına okumuş. Çok yalnızmış son günlerinde. Ah Gerçek! Yalnızlık senin kaderindi belki de. Ölmeden önce son bir kez görüp helallik almak istedim. Ama onunla yüzleşmeye cesaret edemedim. Öldüğünde en azından cenazesinde olayım, dedim. Bir kızı varmış. Cenazesinde tanıştım. Babasına çok benziyor. Öyle çirkin ki! Kesin evde kalacak. Kartımı verip beni ziyaret etmesini söyledim. Umarım kartı kaybeder.

Ne yapalım dünya böyle işte, Gerçek ölse de hayat devam ediyor. Bana gelince, Düzmece Ali babam sayesinde artık iyi bir işim ve muteber bir gelirim var. Üstelik kızını da verdi bana. O kadar mutluyum ki. Allah Düzmece Ali babamı başımdan eksik etmesin ve ona uzun ömürler versin…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram