GERÇEK MUTLULUK

*HARUN ÇİTİL

*

Deli Ahmet’in geçmişi üzüntülerle doluydu. Annesini altı yaşında zatürreden kaybetmiş, analıkla yıldızı hiç barışmamıştı. Hele hele analık peş peşe üç erkek çocuk doğurunca Ahmet’i tamamen dışlamıştı. Analık acımasız bir kadındı. Babası ise tam bir kılıbıktı. Analığın ağzına bakıyor, o ne söylerse ona inanıyordu. Mahallenin çocukları da fakirlikten dolayı Ahmet’i dışlamışlardı. Ahmet kendisine yapılan haksızlıkları hazmedememiş, kavgacı bir tip olmuştu. Gözünü budaktan esirgemiyordu. Bütün bunlardan dolayı ona Deli Ahmet demişlerdi. İlkokuldan sonra ortaokula gönderilmedi. Marangoz çırağı olarak sanayide çalışmaya başladı. Alirza Usta ona çok iyi davrandı., babasından görmediği şefkati ustasından gördü. Ustası ona akıl verdi:

—Ahmet aile durumunu iyi biliyorum. Paranın kıymetini bil, paranı çar çur etme Kazandığın parayla gram altın alarak bankaya yatır. Altın en iyi yatırım aracıdır. Alirza Usta’nın yönlendirmesiyle şirketlerde kalıpçı ustası olarak çalışmaya başladı. Parasını altına yatırıyordu. Kazandığı parayı altına yatırdı.

Askere gitti, askerde arkadaşına yapılan bir haksızlığa karşı çıktı. Kavga ettiği çavuşun iki dişini kırdı. Askeri mahkemede yargılandı. Üç ay hapis yattıktan sonra askerliğini uzatarak terhis oldu.

Memlekete döndü, yine inşaatlarda kalıpçı olarak çalışmaya başladı. Altın biriktirmeye devam etti. Mahallede herkes onu kavgacı, asabi, geçimsiz biri olarak biliyordu. Ama Ahmet otuz beş yaşına gelinceye kadar kimsenin ailesine, kızına yan gözle bakmamıştı. Bunu da herkes iyi biliyordu. İçkisi, kumarı yoktu. Düzenli namaz kılmazdı ama cuma namazlarını hiç kaçırmazdı.

Artık akıllanmıştı. Birikimleriyle mahalleden eski, küçük bahçeli bir ev satın aldı. Evin bakımını yaptırdı. Sıra evlenmeye gelmişti. Babasının ilgisizliği devam ediyordu. Alirza Usta Zeynep’i Ahmet’e istediğinde Zeynep’in ağabeyi tereddüt etmişti. Zeynep hem öksüz hem yetim bir kızdı. Ağabeyinin yanında kalıyordu. Yengesi de Zeynep’in evlenip evden gitmesini istiyordu.

Alirza Usta, Ahmet’e kefil oldu. Kısa bir hazırlıktan sonra Ahmet ile Zeynep evlendi. Evlendiklerinde Zeynep yirmi, Ahmet otuz beş yaşındaydı. Ahmet çok kıskançtı. Hiçbir komşuya gitmesine izin vermiyordu. Geçmişteki sıkıntılar evliliğe olumsuz yansıyordu. Ahmet bazen eften püften şeylerden karısına şiddet uyguluyordu. Zeynep ise çaresizlik içinde yaşadıklarına sabrediyordu.

Zeynep Hanım’ın peş peşe iki oğlu oldu. Birincisine Emre, ikincisine Burak adını koydular. Günler geçtikçe Zeynep Hanım ile Ahmet arasındaki sevgi bağları güçlendi. Artık, Ahmet Zeynep Hanım’ın bir dediğini iki etmiyordu. Karısını çok seviyor ve ona güveniyordu.

Ahmet Usta, iyi bir aile reisi olmuştu. Hem hanımına hem çocuklara marka giyecekler alıyordu. Çünkü çok para kazanıyordu. İkisi de çocuklarına iyi bir anne ve baba olmak istiyordu.

Güz mevsimiydi. Tabiat bir renk cümbüşüne bürünmüştü. Ekim ayının son günleriydi. Gündüzleri hava güneşli ama geceleri poyrazın etkisiyle çok soğuk oluyordu. Havada tek parça bulut yoktu. Epey zamandır yağmur yağmamıştı. Ekinler göcek olmamıştı. Havalar böyle giderse ekinler telef olacaktı. Bundan dolayı çiftçiler yağmur duasına çıkmıştı.

Zeynep Hanım sobayı kurmuştu. Akşamları sobayı yakıyordu. Öteden beri bu yörede sobalar 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda kurulur, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nda sökülürdü.

Zeynep Hanım, oğlanların okuldan gelmesini bekliyordu. Çocuklar zaman zaman okulun bahçesinde top oynuyor ve eve geç geliyorlardı. Emre yedinci, Burak altıncı sınıfa gidiyordu. Emre ve Burak peş peşe eve geldiler. Emre üzüntüsünden annesinin yüzüne bakamıyordu. Burak da sessizdi. Belli ki bir şeyler olmuştu.

—Çocuklar! Ne var, ne oldu? Biriyle kavga mı ettiniz? Suratınızın bu hâli ne? 

Çocuklar başlarını öne eğdiler, konuşmak istemediler. Çaresizce, korkarak annelerine baktılar.

Zeynep Hanım tekrar sordu:

—Ne olduysa bana tek tek anlatın. Babanızın ne kadar öfkeli olduğunu biliyorsunuz. Olduğu gibi her şeyi anlatın.

Emre ağlamaklı bir sesle konuşmaya başladı:

—Anne, okul dağıldıktan sonra okul bahçesinde arkadaşlarla top oynuyorduk. Bir arkadaşımla topu almak için mücadele ederken ayağım taş duvara çarptı. Babamın, geçen hafta aldığı adidas spor ayakkabısı yanından yırtıldı. Bundan dolayı babamdan çok korkuyorum. Burak annesine baktı:

—Zeynep Hanım rahatlamıştı ama kocasının öfkesinden de kaygı duymaya başladı. Geçen yıl Burak, spor ayakkabısını çamura batırdığı için babasından dayak yemiş, Zeynep Hanım, Ahmet’i zor zapt etmişti. Aynı şeyleri Emre’nin de yaşamasını istemiyordu. Kocasını nasıl ikna edeceğini düşünmeye başladı.

—Çocuklar, siz bu konuda babanıza bir şey söylemeyin. Ben uygun bir zamanda babanıza söyleyeceğim.

Akşama yakın Ahmet Usta eve geldi. Elini yüzünü yıkadı. Acıkmıştı, nasırlı elleriyle yemeğini yedi. Haberleri izlemek için televizyonun karşısına geçti. Ana habere on beş dakika vardı.  

Sakıp Sabancı ve eşi Türkan Hanım’la röportaj yapılıyordu. Sakıp Sabancı kendi ağzı (aksan) ile iş hayatını, başarılarını, çalışma disiplinini anlatıyordu. Sunucu kadın ona aile hayatını sordu. Türkan Hanım’ın teyzesinin kızı olduğunu ve birbirlerini severek evlendiklerini anlattı.

Sunucu kadın:

—Bunca zenginliğiniz var, herhalde mutlu olmalısınız, diye sordu.

Sakıp Sabancı’nın içi yanıyordu. İlk çocuğu Dilek altı yaşına kadar yürümemişti. Oğlu Metin, doğuştan spastik felçliydi. Avrupa’nın ve Amerika’nın en ünlü doktorları çare olamamıştı. Kızı Sevil normaldi. Ağlamaklı bir ses tonuyla konuşmaya başladı:

—Türkiye’nin en iyi otomobilini ben üretiyorum ama benim oğlum bu otomobillerden birini bile kullanamıyor. Benim oğlum çorap giymedi, ayakkabı eskitmedi, yaşıtlarıyla sokakta top oynayamadı, “Babacığım!” diyemedi. Oğlumun bu durumunu görünce o kadar üzülüyorum ki. Ne olur Allah’ım benim hiçbir şeyim olmayaydı, soğan ekmek yiyeydim ama çocuklarım normal olaydı

Sakıp Sabancı’nın da eşi Türkan Hanım’ın da gözleri yaşlarla dolmuştu. Sunucu da duygulanmıştı.

Ahmet bu konuşmalardan çok etkilendi. Zeynep Hanım fırsatı kaçırmadı:

Ahmet, bugün okul dağıldıktan sonra Emre, okul bahçesinde top oynarken istemeden spor ayakkabısı yanından yırtılmış, dedi.

Ahmet, bir hanımına bir de oğlu Emre’ye baktı. Çocuk, başı önde korkudan tir tir titriyordu. Burak oturduğu yerden olanları izliyordu.

Ahmet, Emre’ye baktı.

—Emre, ayakkabını getir, neresi yırtılmış, bakayım… Çocuk korka korka sağ ayakkabısını babasına uzattı. Ahmet, eline aldığı spor ayakkabıyı evirdi, çevirdi. Bir parmak uzunluğundaki yırtığa baktı:

Emre, yanıma gel, dedi.

Emre çekine çekine babasının yanına vardı. Zeynep Hanım, Emre’yi dayaktan kurtarmak için yanlarına yaklaştı. Ahmet, birden Emre’yi kucakladı. Ona sımsıkı sarıldı, yanaklarından şapur şupur öptü. Zeynep Hanım ve Burak gördükleri karşısında şaşırdılar. Emre de şaşkındı:

Ahmet içinden düşündü. Benim çocuklarım sağlıklı, ikisi de zehir gibi akıllı… Geçen yıl ikisi de takdirname aldı. Ben de hanımım da sağlıklıyız.

Ahmet, mutluluklarının farkında varmıştı. Herkesin yüzünde bir gülümseme, bir mutluluk vardı. Bir an sessizlik oldu. Ahmet, gülümseyerek konuşmaya başladı:

—Hanım, Hanım! Ben Sakıp Sabancı’dan zenginmişim de haberim yokmuş! Bunu şimdi daha iyi anladım. En büyük mutluluk, en büyük zenginlik sağlıklı olmakmış.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir