GEÇMİŞİMİ SEVEYİM

 – EBUZER KALENDER

*

Sadece bana ait olan bir şeyler arıyordum. Galiba sonunda buldum: Geçmişim. Sürekli yenilenen ve kendini geliştiren geçmişim…

Geçmiş tüm yaşadıklarımızı ve anılarımızı içine koyduğumuz bir çuvala benzer. Unutsanız bile hiçbir şey kaybolmaz orada. İçeride her şeyi önemine göre sıralayan birileri vardır sanki. Ara sıra bir şeyler istersiniz ondan, o da bulup uzatır size. Bu çuvalda kurt ile kuzu, doğru ile yanlış, acı ile tatlı, dost ile düşman bir arada çatışmadan durur. Çünkü ister di’li, ister miş’li olsun; geçmiş zaman onları ehlileştirmiş ve bir arada yaşamayı öğretmiştir. Keşke biz de geçmiş olmadan bir arada yaşamayı becerebilsek. En nihayetinde bu çuvalın ağzı ecel ipiyle bağlanır ve sırtımıza yüklenir. Kiminin yükü ağır kimininki ise hafiftir. Özellikle işlediğimiz kabahatler kurşun gibi ağır çeker. Geçmiş, birçok malzemeyi içinde barındıran bir çorbaya da benzer. Bazı çorbalar lezzetli, bazılarıysa tadılmayacak kadar kötüdür. Bu, kullandığınız malzeme ve maharetinizle ilgilidir.

Geçmiş, aday olduğu takdirde her sene Oscar alacak kadar iyi bir oyuncudur. İstediği zaman sizi güldürür, istediği zamansa ağlatır. Bu iyi oyunculuğu yaşanmışlıktan gelir.

Geçmişim, şu ana kadar okuduğum en iyi kitapların başında gelir. Hiçbir yazar böyle yazamaz, çünkü geçmişimde ilahi kalemin izleri vardır. Ara ara sonuna ilavelerle yeni baskılar yapar. Ne zaman “son” yazar, o zaman geçmiş olsun!

Geçmişin inatçı bir yapısı vardır, ne yaparsanız yapın onu değiştiremezsiniz. Oysa onun bazı yönlerini değiştirebilmek istersiniz bazen. Bu arada yanılıp da onu silmeye çalışmayın. Çelik levhalara kazınmış olan geçmişi sileyim derken kendinizi tüketirsiniz. Sürekli geriye bakarak yürünemeyeceği gibi sürekli geçmişe dönerek ilerlemek de olmaz. Zaten geçmişin yollarında yürümek dikkat ister, her yeri asfalt değildir. Bazı yolları saplanıp kalabileceğiniz kadar çamurludur.

Sahibinin yakasına yapışan, sürekli yolunu kesen ve onu bırakmayan arsız geçmişlerin yanı sıra edepli geçmişler de vardır. Eğer saygılı bir geçmişiniz varsa sizinle yürürken önünüze geçmez. Ya da siz onu birisine tanıtmadan kendini ortaya atmaz. Öyle bir geçmişiniz varsa onu mutlu edin, sık sık ziyaretine gidin. Ve ne olursa olsun onu unutmayın.  

Geçmiş, sorumluluk sahibidir ve her fırsatta size ders vermeye kalkar. Bazıları onu can kulağıyla dinlerken bazıları tembel öğrencilerin yaptığı gibi ya uyuklar ya da dinler gibi yapar. Birçok sınavda olduğu gibi daha önce çıkmış sorular sorulur hayatta. Eğer geçmişinize kulak verdiyseniz bu soruları yapmanız kolaydır. Aksi takdirde hep aynı yanlışları yapar durursunuz.

Geçmiş, hoş bir elbise ya da makyaj malzemesi gibi üzerini kapladığı şeyleri güzelleştirir. Çokça duyduğumuz laflardır: Nerede o eski bayramlar, nerede o eski insanlar, nerede o eski mahalleler, falan filan. Bugün beğenmediğimiz bayramlar, geçmişin tozlu raflarına kaldırıldığında sihirli bir el değmiş gibi birden güzelleşir. O yüzden ne eski bayramlar şimdikinden güzeldi, ne de şimdiki bayramlar gelecektekilerden güzel olacak. Onları güzel kılan bir daha gelemeyecek olan ve anılarda kalan geçmiştir.

Gelecek geçmişin kucağında büyür. Ne de olsa geçmiş de bir zamanlar gelecek olmuştu. O yüzden iyi bir gelecek yetiştirmek istiyorsanız onu eğitecek iyi bir geçmişe sahip olmanız gerekir. İyi bir geçmişiniz yoksa fazla takılmayın, bazen size güçlü çelmeler atmak isteyebilir.

Yolculuğumuzun sonuna geldik galiba; hepinize geçmiş olsun. Lütfen inerken geçmişlerinizi yanınıza almayı unutmayın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram