DÜN GECEKİ RÜYA

 – FURKAN DİLEKÇİ

*

Kalemi eline aldı ve uzun uzadıya düşündü durdu masanın başında. Aylardır yarıda bıraktığı öyküye sonunda geri dönmenin mutluluğu vardı yüreğinde. Uzun bir süredir içine işleyen zemheri soğuğu adeta zihnindeki kelimeleri dondurmuştu. Ve bu durum onun için inanılmaz derecede korkunç bir trajediden ibaretti. Çünkü; yeni doğmuş bir bebeğin annesine muhtaçlığı misali muhtaçtı yazmaya. Hayattaki tek yaşam değneği hiç şüphesiz ki yazdıklarının kalplere dokunarak yaşam bulmasından ibaretti. Anlatmak ve anlaşılmak üzere kurmuştu hayatını. Ve nihayet baharın o inanılmaz zarafeti gelmiş, kara bulutlar çil yavrusu gibi dağılmış, zemheri inancını yitirmiş, yerini sırıtan bir güneş almıştı. Hâli ile  zihninde buz tutan kelimeler çözülmüş, nefes olmaya niyet etmiş, beyaz sayfalara mürekkep eşliğinde damlıyordu. Kaç vakit olmuştu ki bir öykünün başına oturup bitirememişti. İrtibat halinde olduğu dergiler sürekli posta yollayıp duruyordu öykülerin akıbeti hakkında. Yazarı olduğu iki derginin editörü sürekli olarak pullu mektup bıraktırıyordu kapısına. Posta kutusunu her sabah kontrol ettiğinde bu can sıkıcı manzara ile karşı karşıya kalıyordu. Aslında kelimeler onun en büyük sermayesiydi ve şu an hiçbir geliri yoktu.Öğretmenlikten emekli olmuş ve adı sanı pek bilinmeyen bir sahil kasabasında kendine yeni bir yaşam kurmuştu. Hayırsız evlatları yüzünden kuş kadar emekli maaşı banka faizlerine kesiliyordu. Kendisine kalan para ancak kağıtlara ve mürekkep almaya yetiyordu. Yazdıkları ise çoğu zaman para bile etmiyordu. Yoksulluğunu daha sonra düşünmeye bıraktı ve gözüne ilişen şeye doğru yöneldi…

Kalemi elinden bırakıp bir anda camdan dışarıya baktı. Aylardır kapalı olan perdesini araladı ve içeriye gökyüzü doldurmaya karar verdi. Kasvetli odasını bir anda panayır yerine çevirmişti bu gökyüzü ferahlığı. Nihayet birkaç kelime yazabilmişti o an. /Açan bahar çiçekleri misali… / kadar kısa bir cümle. Uzun zamandır iki kelimeyi bir araya getiremiyordu ve sonunda masasının başına oturup birkaç kelime de olsa yazabilmek onun için büyük lütuftu. En ferahlatıcı olanından bir nefes çekmişti içine. Çünkü bunu hak etmişti. Aylardır zihnine pranga vuran körelmiş, bedbaht gelgitleri kırabilmişti. Bir anda; yaşamak, hayal etmek ve sevmek güzel şey diye düşündü. Bunu düşünmesinin nedeni aylarca uzaklardan kulağına gelen balıkçıların ağları, yüksek sesle ‘derya kuzusu bunlar’ bağırtısı, koca koca balıkçı gemileri ve küçük tekneleri görüyor oluşuydu. Bütün bunlar, belli bir vakit yazdığı tüm öykülere etki etmişti. Sırf bu yüzden yüzlerce kez masanın başından kalkıp yarıda bırakmıştı öyküsünü. Ve bu durum onun için pek de hoş bir şey değildi. Yıllarca özgün ve sıradan olmak için çabaladı ve aylardır her nedense kendini tekrar ediyordu. Pencereden dışarı baktığı zaman gözleri balık ağlarını, devasa gemileri, zanaatkâr yapımı tekneleri; kulakları ise balıkçıların o kulak yırtan bağırtısını aradı durdu. Her gün olduğu gibi kulakları yine bu bağırtıyı aradı lâkin bu sefer bir türlü duyamadı. Afallamıştı bir anda. Gözleri başka şeylere doğru yöneldi. Masanın üstünde duran kitaplar, mecmualar ve gazeteler sırıtıyordu kendisine. Bu durum aslında insanın alıştığı şeylerden bir çırpıda yoksun bırakılması gibi bir şeydi. Bir vakit bize işkence gibi gelen bu güdülerin, bir zaman sonra vazgeçilmez yaşam kaynağımız olması ironi gibi bir şey diye düşündü. Ve bu duruma da içerlendi. O kadar alışmıştı ki pencereden baktığı zaman gördüğü o kasvetli manzaraya, soğuk kartpostal resimleri göremediği zaman cin çarpmışa döndü. Meğerse aylardır pencereden dışarı bakıyormuş sırf bu yüzden. Şimdi ise yerini çiçek açan ağaçlar, uçuşan kelebekler, öten kuşlar, caddelerde fink atan insan manzaraları devralmıştı. Ve her sabah pencereyi açma vaktinin geldiği kanısına varmıştı.

Silkindi bir anda ve tekrar masanın başına oturup kalemi eline aldı. Yarıda bıraktığı zaman öykü /balıkçı ağlarına takılan hamsi misali yaşantım/ cümlesinde kalmıştı. Ardından / Açan bahar çiçekleri misali/ diye devam etti ve arasında pek bir bağlantı olmadığını da fark etti. Her ne olursa olsun silmeyecekti yazdığını. Sonra bir şey geldi aklına ve uzun uzadıya düşündü. Yarıda bıraktığı öyküsünü kendi tamamladı sanki. Yarıda kalan benliği, açan bahar çiçekleri ile tamamlanmıştı çünkü. Öyküsü de tıpkı benliği gibi açan bahar çiçekleri ile tamamlanacaktı. Camdan bakarak zihnine insan portreleri çizdi. Bu portreleri daha sonra kelimeler ile beyaz sayfalarda nefeslendirecekti. Uçan kelebeği, öten kuşları, nedenini bir türlü bilmediği insan telaşesini dikkatlice gözlemledi. İlkbahar onun için çok şey ifade ediyordu –zaten kışı sevmiyordu- çünkü; yazdığı her öyküsünde, bir insan yarattığı için kalplere dokunmuştu. Bilinçaltlarında gizlenen aşk, ihtiras, şehvet ve daha nice insana özgü psikolojileri kaleme aldığı için özgün bir yazar olarak biliniyordu. Camdan dışarı baktığı zamanlar daha yaratıcı, daha bir kendi oluyordu. Kış boyu camı ve perdesi kapalı bir şekilde masa başında düşündü durdu. Şimdi ise hava o kadar ferahtı ki tam bir bahar cilveliği saçmaktaydı. Kaçan ilham perileri adeta geri gelmişti yüreğine. Masasının başına oturdu ve baharın o muazzam geri dönüşünü kaleme aldı. Gidenlere veda, gelenlere merhaba ifadesi taktı yüzüne. Birkaç hayal gücü fırtınası yaptı ve sayfalar kelimeler ile dolup taştı.

Aklı bir anda yıllardır mahkumu olduğu hastalığa gitti. Rüyasında bir sonraki günü görme tanısı olarak anlatmıştı doktorlar. İnanmadı kendisi buna ama birkaç sefer şahit olunca uzun uzun içerlenmişti. İşte bir bahar sabahında, arka bahçede uzunuzun öten horozu duyduğunda gözlerini açtı, milyon insan barındıran dünyaya. Ölümden bir gün daha sıyrıldığı için şanslıydı. Uyanır uyanmaz bunu düşündü. Azrail’den bir gün daha çaldığı için sevinçliydi çünkü. Ama bir gün muhakkak yakalanacaktı. Uyku sersemliği ile nelerdüşündüğüne bir gülücük atıp rüyasını hatırlamaya gayret etti. Yüzünü dahi yıkamadan masanın başına geçti ve rüyasını yazmaya başladı. Kâğıtta yazılan son cümle hernedense dikkatini çekti. Çünkü cümle rüyasında gördüğü ile aynıydı. Uyurken gördükleri muazzam bir rüya mı yoksa lanet bir kâbus muydu? İşte bir bahar sabahı uyandığında, yaşadığı korku bundan ibaretti.Aylarca bu gecenin sabahınıbekliyormuş öyküsü. İşte, dün geceki rüya, bir öykünün daha sonunu getirmişti. Artık yeni bir öyküye başlamanın sevinci ile kalemi eline aldı ve yazmaya başladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram