CEVİZ AĞACI

Bahçemizde ikişer tane dut, kiraz, armut, elma birer tane ayva, erik ve ceviz ağacının yanı sıra çok sayıda selvi ağacı ve güller vardı. Babam bahçe işlerinden anlayan birisiydi. Ağaçlarla çocuğu gibi ilgilenirdi. Diplerini kazmasından tutun dallarını budamasına kadar bir ahenk içerisinde yapar ve yaptığı işten de haz alırdı.  Ağaçların dizilişindeki mesafeyi nizami ayarladığından, dalları birbirine değmiyordu. Güllerin bahçeye yayılışı ise nakış oyası gibiydi. Bir de sultan söğüdü ağacımız vardı. Dalları aşağı doğru sarkıyordu. İnce dallarını koparıp, şapka yapar, kafamıza geçirirdik. Güneşten koruduğu gibi serinde tutardı.

Bizim hikâyemiz ceviz ağacıyla… Babam ceviz ağacını bahçeyi satın aldığı gün dikmiş! O minnacık ceviz fidanını toprakla buluşturarak, gelişmesine ve büyümesine şahit olmuştu. Fidanı, bir deli poyrazın hışmına uğramaktan, bir çocuğun tutup çekmesinden ya da başıboş bir keçiden korumuştu. Bu meşakkatli yolculuğun ardından ceviz ağacı da hediye olarak ilk meyvelerini sunmuştu.

            Bizim çocukluğumuz bu ceviz ağacının üstünde geçti. Mahallenin çocuklarıyla saklambaç oynarken üzerine çıkar yapraklarının arasına saklanırdık. Ceviz ağacının dalları gevşek olduğundan bazen düştüğümüz de olurdu.           

Yaz sonuna doğru cevizler uzun çubuklarla çırpılır, yere düşenleri teker teker toplar çuvala bırakırdık. Çocukluk aklı, dalından kopup düşen cevizlere bazen kafa bazen de vole vururduk. Kafamızın balon gibi şiştiği de olurdu. Toplanan cevizlerin kabuklarını soyduktan sonra kuruması için dama sererdik. Güneş ışınlarını gördükçe kurumaya başlardı. Her yerine güneş ışınları değsin diye ara sıra da karıştırırdık.

            Cevizler kuruduktan sonra annem komşulara ve akrabalara da dağıtırdı.

Annem ceviz sucuğu yapardı. Ceviz içini iğne ile ipe dizer, kaynamış üzüm pekmezine batırıp çıkarır ve çamaşır ipine nota gibi dizdikten sonra kurumasını beklerdi. Kuruduktan sonra kışlık çerezimiz hazırdı. Katıksız, doğaldı. Sağlık açısından da birebirdi. Diğer meyve ağaçlarının da hakkını vermeliyiz. Onlarında meyvelerini kurutur, kışın yerdik.

            Annem ve babam rahmetli oldular.

            Baba yadigârı ağaçlara gözüm gibi bakıyordum. Ceviz ağacı çocukluk günlerimi hatırlatan tek dostumdu. Eskileri onunla yâd ediyordum. Dertlerimi onunla paylaşıyordum.

Bir gün askerdeki ağabeyimden bir mektup geldi.

            “Kardeş, askerlik için biriktirmiş olduğum param bitti. Arkadaşlardan borç aldım. Yüzüm kalmadı onlardan borç istemeye, acilen paraya ihtiyacım var. Ne yap et, bul buluştur parayı gönder. Ağabeyime demedim, desem bile göndermeyeceğini biliyorum. Allah’a emanet ol.”

Ne yapacağımı şaşırıp kalmıştım. Kendi geçimimi zor sağlıyordum. Çoğu zaman aç yattığım bile oluyordu. Bir çay ocağında garsonluk yapıyordum. Karın tokluğuna çalışıyordum. Ağabeyimin istediği paranın miktarı çoktu. Bulmam imkânsızdı. Kimden isteyebilirdim ki, istesem bile kim verirdi ki?

Çay ocağında birkaç müşterinin oturduğu bir masaya servis yaparken konuşmalarına kulak misafiri oldum.

-Bana ceviz ağacı lazım. Satmak isteyenler varsa iyi para vereceğim. Seni de görürüm.

Birden, aklımda şimşekler çaktı. “Olamaz! Nasıl böyle bir şey düşünebilirdim en yakın dostum hakkında?”

Vardığım bütün kapılardan elim boş dönmüştüm büyük ağabeyimde dahil… Ceviz ağacının yanına vardım. Başka çaremin olmadığını tekrarlarken, gözlerimden de yaşlar boşalıyordu. Yapraklarından bir su damlacığı elime düştü. Ayrılacağımızı anlamış olacak ki, o da ağlıyordu sanki. Sımsıkı gövdesine sarıldım saatlerce…

Adamı buldum. Gelip cevize baktı. Verdiği fiyat işimi görüyordu, önemli olan da buydu. Büyük ağabeyim burnundan soluyarak gelip, bir hışımla tüccara;

-Küçük bir çocuğu kandırmaya utanmıyor musun? Ucuza mı kapacağını sandın?

-Keyfiniz bilir. Daha fazlasını veren varsa ona satın, dedi tüccar ve çekip gitti.

Tüccar giderken yanındaki adama:

-Mecbur satacak. Paraya ihtiyacı olmasa cevizi satar mı? Kaç kişinin cevizini böyle ucuza satın aldım.

-Senden korkulur patron.

Ağabeyim alış verişimize çomak sokmuştu.

-Bu fiyata satılır mı? Madem satacaksın, bana sat. Tüccarın verdiğinin aynısını veririm.

Tüccarı kovmasının sebebi anlaşılmıştı. Senin gibi birisinden başka ne beklenirdi?

Eli kolu bağlanmış bir insan ne yapabilirdi? Mecburen ceviz ağacını ağabeyime sattım. Ceviz ağacının kesilişi ile benim yere yığılmam bir olmuştu. Kendime geldiğimde ceviz ağacının dallarını yerden topluyorlardı.

Ceviz ağacının kesilmesine ne kadar üzüldüğümü kelimelerle anlatmam mümkün değil. Canımdan bir parça koptu sanki. Beni daha derinden yaralayan ise ağabeyimin tutumu… Askerdeki sanki kendi kardeşi değildi? Ağabeyime göndermek için istediğim paradan daha fazlasını cevizi alırken ödemesine ne demeli? Hani paran yoktu? Yalancı!

Aradan yıllar geçti.

Beni görenler tanımamışlardı. Oysa ben çoğunu tanımıştım. Bahçemizi görmek için acele ettiğimden hiç birine kendimi tanıtmadım. Beni görenler yabancı biri diye mırıldanıyorlardı. Adımlarımı bahçemize doğru hızlı hızlı atarken heyecan kapladı bütün benliğimi… Kalbim göğsümü dövmeye başlamıştı. Gözlerime inanamadım. Evimiz çökmüş, harabeye dönmüş, bahçemizin ortasından yol açılmış, ikiye bölünmüştü. Sonradan öğrendim ki belediye istimlâk etmiş!

Hava hafiften kararmaya başlamıştı. Birden harabe evimizden etrafa donuk bir ışık yayıldı. Evimizin bir odası sağlam gibi gözükse de yıkılmaya yüz tutmuştu. İçeriden yaşlı bir adam çıktı.

-Haylazlar, defolun! Bir daha burada görürsem ayaklarınızı kırarım.

Çocuklar rahatsız ediyor olmalıydı ki beni çocuk sanmıştı.

-Burada mı kalıyorsunuz, amcacığım?

Adam sinirlendi.

-Burada kalıp kalmadığımdan sana ne?

Adamı sakinleştirmezsem eğer elindeki bastonla her an kafama vurabilirdi.

-Belki size bir yardımım dokunur.

Adam, bir “oof” çekti, ta derinden…

-Güldürme beni evlat! Çocukları bile terk edip giden birine kim yardım eder?

Adam bayağı dertliydi.

-Demek, evlatların seni bu harabeye bıraktılar? Ne kadar merhametsizlermiş!

-………..

Birden kör bir ışık bizi göz göze getirdi. Aman, Allah’ım! Bu büyük ağabeyimdi. Ben onu tanıdım ama o beni tanıyamamıştı. Oysa şu an dünyanın en mutlu insanı olmam gerekirken, en üzgünüydüm. Bize yapmadığını bırakmayan, evinden kovan ve en önemlisi de cevizi mi kesendi.

-Senin mi burası?

-Hayır. Keşke ev kafama uçsa da ölsem, dedi. Bende nedenini sordum.

-Burası kardeşlerime ait beni görseler bir saniye koymazlar.

-Niçin?

-Ektiğimi biçiyorum da ondan. Keşke burada olsalar da onlardan özür dilesem, helallik alsam…

-Ne yaptın ki?

Sinirlendi birden:

-Amma da soru soruyorsun. Daha kim olduğunu bile bilmiyorum.

-Tüccarım. Bu bahçede bir ceviz ağacı varmış, onu satın almaya geldim,  dediğimde gözleri fal taşı gibi açıldı.

-Sen!

Beni tanımıştı. Saatlerce sustu. Bende konuşmadım.

Evi söktürüp yenisini yaptırdım. Ağabeyime verdim. Bir de hizmetçi tuttum.

            Bir haber geldi. Ağabeyim elindeki küçük bir ceviz fidanını bahçemize dikerken oracıkta yığılıp kalmış! Bir daha da kalkamamış!

CEVİZ AĞACI” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir