CAN DOSTLAR

 – MERAL TABAKOĞLU TOKSOY

*

                   Ayten, Nuriye, Yaşar.Üç can arkadaş, üç can dost. Ege kıyısında bir ilçenin şirin bir mahallesinde hep birlikte büyüdüler. Anne babalarının da birbirleriyle kadim dostlukları vardı. Aslında tüm mahalleli birbirini koruyan seven insanlardı. Bahçeli,genellikle de tek katlı evlerden oluşan bir mahalleydi burası. Bahar geldiğinde, buradan geçen insanlar bahçelerdeki türlü çiçeklerin güzelliğini seyretmekten geçip gidemezlerdi. Duvarlardan taşan begonviller, pencerelerdeki sardunyalar daha çeşit çeşit çiçekler herkesi hayran bırakırdı. Bu üç kız arkadaş, mahallenin okulunda aynı sınıfta okuyorlardı. Birbirlerinden hiç ayrılmadıkları için yapışıküçüzler derdi herkes onlara. Birlikte okula giderler, birlikte derslerini yaparlardı. Eve geldiklerinde de anneleri birinin bahçesinde masayı kurmuş kızları bekliyor olurlardı. Sonra hep birlikte güle oynaya çaylar, pastalar börekler iştahla yenirdi.

Bu insanların hepsi kendi yağlarıyla kavrulan,ellerindekiyle mutlu olan çalışkan insanlardı. Kadını erkeği hiç boş durmaz, sürekli bir şeyler üretirlerdi. Mahallenin hemen dışında tarlalar meyve bahçeleri vardı. Çoğunun orada küçük de olsa arazisi vardı. Bir karış toprağı boş bırakmaz, mutlaka bir şey ekerlerdi. Genellikle imece usulü çalışılır, tarlası bahçesi olmayanlara ürünlerden pay edilirdi. Çalışkanlıkları kadar da cömerttiler. Belki de bu yüzden bereketli oluyordu ektikleri her şey.

Kızlardan Yaşar’ın bir de ablası vardı. Aralarında on beş yaş fark vardı. İkisinin arasında dört çocuk ölünce bunun adını Yaşar koyalım da yaşasın demişler. Üstelik bunun akla aykırı, uydurma bir şey olduğunu biliyorlardı. Mahallede herkesin hayatı normal akışında sakin bir şekilde geçiyordu.

Bir gün Yaşar’ın annesi ve babası mahallenin dışındaki küçük bahçelerinde çalışırken aniden yağmur bastırır. Karı koca bahçenin kıyısındaki asırlık çam ağacının altına sığınır. Ağaca düşen yıldırım sonucu trajik bir şekilde hayatlarını kaybederler. Bu elim olay mahalleyi yasa boğar. Yaşar, henüz dokuzundadır. Ablasıysa yirmi dört yaşında ve iki yıl önce evlenmiştir. Bir yaşında bir kız çocuğu vardır. Ailesinin evine çok yakın, iki sokak ileride oturmaktadır. Mahalleli ablasına bırakmadan Yaşar’a kol kanat gerdiler. Arkadaşlarıonu hiç yalnız bırakmadı. Kısa bir süre sonra abla, ailesiyle birlikte baba evine taşındı,Yaşar’la hep birlikte yaşamaya başladılar. Buna rağmen konu komşu Yaşar’ı ihmal etmedi, o bizim can dostumuzun emaneti diyerek. Günler geçiyor fakat Yaşar ailesinin yokluğuna alışmak bir yana daha da içine kapanıyordu. Dersleri kötüleşmiş, arkadaşlarıyla da ne çalışmak ne de konuşmak istiyordu. Sürekli dalgın gözlerle sessizce oturuyordu.

             Mahallede eskiden ebe olan yardımsever, duyarlı, yaşına göre çok dinç, büyük küçük herkesin “Şerife Ebe” dediği yaşlıca bir kadın yaşıyordu. Vakti zamanında çok doğum yaptırmıştı. Yaşar’ın ebesi de oydu. Bir gün Yaşar, bahçe kapısının önüne oturmuş sessiz sessiz ağlıyordu. O sırada Şerife Ebe oradan geçiyordu.Kızın ağladığını görünce içi acıyarak gözleri dolarak yanına gitti. Yaşar’ı elinden tutup kaldırdı. Çocuğu kendine çekerek şişman bedenine bastırdı, “Ne oldu sana guzucuğum?” diyerek. Kızın sesi yükselmeye başlamıştı, hıçkırarak ağlıyordu artık. Kadın başını kaldırdığında pencerede Yaşar’ın eniştesinin onlara baktığını gördü. Adamı don fanila gören yaşlı kadın kızı biraz daha göğsüne çekti. “Niye ağlıyor bu sabi? ” diye adama seslendi. Adam biraz ürkek, “Ne bileyim o hep ağlıyor zaten.” deyince “Ablan nerede?” diye sordu kadın. “Çarşıya gitti.” dedi çocuk usulca. Şerife Ebe görmüş geçirmiş bir kadındı, canı sıkıldı. Çocuğu alıp evine götürdü. Zaten sokağın sonunda oturuyordu. Elini yüzünü yıkayıp yiyecek bir şeyler hazırladı. Birlikte yemeye başlayınca çocuk da sakinleşmişti. Şerife Ebe yemeği yedikten sonra çocuğu karşısına alıp usulünce konuşmak istiyordu ama söze nasıl başlayacağını da bilmiyordu. “Şimdi de bakalım bana. Canını kim sıktı? Enişten mi kızdı yoksa sana?” dedi. Kız gözlerini yere dikmiş cevap vermiyordu. “Yoksa dövüyor mu seni?” diye devam etti yaşlı kadın. “Korkma! hadi de bana guzum.” Çocuk çekingen ve sesi zor duyularak “Ablam evde olmadığında pijamamı çıkarmaya çalışıyor. Ben de çıkarmam diye ağlıyorum. O da bana vuruyor o zaman.” Şerife Ebenin kan beynine sıçradı. Ne diyeceğini ne yapacağını bilemedi. “Ablana söylemedin mi yavrum?” dedi. Kız,“Ablam da gördü bir defasında.” dedi. “Eee” diyebildi kadın, öfkeden kudurmuştu artık. Çocuk devam etti: “Bir şey demeden çıkıp gitti ablam.” Deyince, kadınağza alınmayacak küfürler savuruyor, ne yapmalıyım diye düşünüyordu bir yandan da. Sonra birden kıza döndü “Sen otur kızım, ben birazdan gelirim.” dedi gitti. Ayten veNuriye’nin annelerinin yanına gitti. Tüm olanları kâh ağlayarak kâh küfür savurarak anlatıyordu. Kadınlar ağızları bir karış açık hayret ederek tiksinerekbelki de şimdiye dek kullanmadıkları en aşağılık kelimeleri kullanarak yaşlı kadını dinliyorlardı.Hepsinin de gözleri dolmuş, boğazları düğümlenmişti. En iyisi ablasını çağıralım, dedi biri. İki ev ötedeydi zaten. Bir koşu gidip geldi kadın. Ardından da abla geldi. Kızın beyaz teni kıpkırmızı olmuş, çocuğu da kucağında, ağlayıp duruyordu. Öylece birbirlerine bakıyorlar, kimse söze başlayamıyordu. Sonunda Şerife Ebe “Yaşar bende kızım.” dedi.“Bahçe kapısının önünde ağlıyordu içim acıdı, aldım götürdüm. Yaşar’ın hali kötüye gidiyor. O senin kardeşin bizim de komşumuzun, can dostumuzun yadigârı. Ben lafı dolandırmayı sevmem. Kardeşinle gerektiği gibi ilgilenmiyorsun. Ablanın suratı allak bullak oldu. Belli ki bu kadarını beklemiyordu. Öfkesini kucağında ağlayan çocuktan alırcasına, sert bir şekilde çocuğu pışpışlıyordu. Yaşlı kadın konuşmasına fırsat vermeden “Kocanın hâli hâl değil kızım.” Dediğinde, “Ne oldu ki?” dedi kız. Gözleri dolmuş, tir tir titriyordu. “Bacının orasına burasına bakıyormuş. Sen de görmüşsün, buna göz yumuyorsun öyle mi? Nasıl bir kadın, nasıl bir ablasın sen?” derken Şerife Ebe ağlıyordu. Kız da ağlayarak “Kim çıkartıyor bunları yok böyle bir şey. O daha çocuk! Ona mı inanıyorsun bana mı?” Yaşlı kadın hiç düşünmeden “Tabi ki ona inanıyorum. Böyle bir yalanı bir çocuk neden uydursun? Sende hiç vicdan yok mu? Kardeşini korumak yerine o şerefsiz kocanla bir oluyorsun. Ananın, babanın kemiklerini sızlatıyorsun. Gidip ikinizi de şikayet ederim etmesine de çocuk ortada kalır. Yurtlarda büyümesine gönlümüz razı gelmez. Sırf bu yüzden susuyorum. Aklınız varsa defolup gidin buradan. Biz de bu konuyu kapatalım. Aksi halde her şeyi göze almak zorunda kalırız. Tabi Yaşar bizimle kalacak şartımız bu. Kadınlar da başlarını sallayarak, “Eveten iyisi bu.” diyerek Şerife Ebe’yi onayladılar. Yaşlı kadın küçümseyen bir bakışla, “Kucağındaki sabiye de dikkat et! Yarın bir gün, kızım demez ona da musallat olur bu kanı bozuk. İt,bok yemeyi tergemez.” Kız koşar adım ağlayarak çıkıp gitti. Birkaç gün içinde de Yaşar’la vedalaşmadan mahalleden çekip gittiler. Yaşar, Şerife Ebede kalıyordu ama tüm mahallenin çocuğuydu. Tüm mahalle onu çocuklarından ayırmıyor, maddi manevi hep yanında oluyorlardı. Mahalle muhtarı, okul müdürü, herkes Yaşar’ın durumunu biliyor ellerinden gelenin fazlasını yapıyorlardı çocuk için. Yıllar birbiri ardına hızla geçerken Yaşar da iyice toparlanmıştı. Arada bir havalandırmak bahanesiyle evlerine gidiyor, ağlamaktan şişmiş olan gözlerle eve geliyordu. Bu duruma herkes üzülüyor ama ellerinden bir şey gelmiyordu. Şerife Ebe’nin aklına bir şey geldi. Kızların okulda olduğu bir gün diğer kadınlarla birlikte Yaşarların evine gidip evi iyice temizlediler. Ablası taşınacağı zaman bodruma yığdıkları anne babasından kalan eşyaları da taşıyıp evi yerleştirdiler. Bu işler üç dört günlerini aldı tabi. Yaşar’a hiç duyurmadan yapmak istiyorlardı öyle de yaptılar. Herkes inanılmaz bir heyecan içinde Yaşar’ın evi görmesini bekliyordu. İşler bitti bahçe de eski halini almıştı. Bundan sonrasını kızlar halledeceklerdi. Okuldan dönerken sokaklarına gelince Nuriye, “Gidip biraz sizin bahçede oturalım mı?” dedi. “Tabi ki” dedi Yaşar da buruk bir sevinçle. Bahçe kapısına geldiklerinde Yaşar şaşırdı “Ne olmuş buraya?” diyerek. “Bizimkiler temizlemiştir.” dedi kızlar. Arka bahçeye geldiklerinde komşu kadınların onları eskisi gibi masayı hazırlamış, gözleri ağlamaklı beklediğini görünce Yaşar ne diyeceğini bilemedi. Çok mutlu olmuştu elbette. Ağlayarak koştu önce Şerife Ebe’ye sonra da diğerlerine sarıldı. Sevgi yumağına dönmüşlerdi sanki. Yaşar ortalarında, diğerleri etrafında hem gülüyor hem de gözlerinden yaşlar akıyordu hepsinin de.“İstediğin zaman gelip kalırsın senin mutlu olmanı çok istiyoruz yavrum.” dedi yaşlı kadın. Herkes de başlarını sallayarak onaylıyordu onu. Yaşar söyleyecek söz bulamıyor ne yapsa bu insanların hakkını ödeyemeyeceğini biliyordu. Ağlayarak hepsine tekrar tekrar sarılıp teşekkür etti.

Artık zamanlarının çoğunu burada geçiriyordu üç arkadaş. Bu durum Yaşar’ı çok mutlu ediyordu. Arkadaşlarına “Buradan başka bir yerde yaşamak istemiyorum. Burada kendimi mutlu ve güvende hissediyorum.” dediğinde onlar da aynı şeyi istediklerini söylüyorlardı. Sonra birbirlerine söz verdiler. Ne olursa olsun evlendiğimiz zaman da şartları zorlayıp burada yaşamaya devam edeceğiz. Çocuklarımız da beraber büyüyecekler dedi kızlar. Yaşar, “Ben evlenmeyeceğim ama sizin çocuklarınızın ikinci annesi olacağımdan emin olabilirsiniz. Nasıl ki sizin anneleriniz bana annelik yapıyorsa.” derken gözünü kızlardan kaçırıp başını önüne eğdi. Kızlar yavaşça arkadaşlarının elini tutup sessiz kaldılar. Kısa bir sessizlikten sonra kendini toparlayıp devam etti “Biliyorsunuz Öğretmen olmak istiyorum. Bütün çocukları da kendiminmiş gibi sevecek ve koruyacağım.” Arkadaşları da bunu yapacağını biliyorlardı. “İnşallah bundan sonra hep mutlu oluruz.” diye eklediler.

               Yaşar ablasından ayrıldığından bu yana onunla ilgili kimseyle konuşmamıştı. Arkadaşlarıyla bile… Öte yandan mahallenin muhtarı kızın izini sürmüş, gittiğinden bu yana genel durumu hakkında hep bilgi ediniyordu. Bundan Şerife Ebe’nin de haberi vardı. Ne olursa olsun o da komşularının emaneti ve Yaşar’ın da ablasıydı. Kızgın da olsalar durumunu bilmek istiyorlardı.

Yaşar isteğinin peşinde koşmuş, öğretmen olmasına bir yılı kalmıştı. Ayten’le Nuriye kuaför olmak istiyordu. Zaten ilkokul bittiğinden beri yazları kuaförlerin yanında çalışıyorlardı. Liseden sonra da kurslara katılarak bilgilerini pekiştirmişler, ustalık yapacak hakkı kazanmışlardı. Oturdukları ilçede güzel bir dükkân bulmuşlar, heyecanla Yaşar’a anlatıyorlardı. Birbirlerinin sözünü kesiyor, sonra özür dileyerek sarılıyorlar,burasını ben anlatayım ne olur diye gülüyorlardı. Yaşar da gülümseyerek onları dinliyordu. Ayten aniden ayağa kalktı, “Asıl senin sevineceğin şeyi unuttuk! Haftada bir durumu zayıf öğrencilerinve yoksul kişilerin saçlarını bedava keseceğiz.” Yaşar sevinçle ellerini çırptı. “En güzelini en sona bırakıyorsunuz. Tebrik ederim sizi, bu çok güzel bir fikir. Benim para kazanmama daha bir yıl var. Siz benden önce maddi özgürlüğünüzü kazanıyorsunuz. Ne mutlu size. Sonra hemen sözünü düzeltir gibi, “Gerçi siz yıllardır çıraklık yaparak da para kazanıyordunuz zaten. Benimki de laf yani.” diyerek kendine güldü.

Kızlar dükkânlarını açmışlar, düzenlerini oturtmaya çalışıyorlardı. Doğup büyüdükleri çevrede olduklarından müşteri sıkıntıları da yoktu. Sonunda bir yıl da geçmiş, Yaşar da mezun olmuştu. Yaşadıkları ilçede göreve başlayacaktı, çok heyecanlıydı. “İlk maaşımla tüm mahalleliye ziyafet vereceğim bizim evin bahçesinde.” deyince “Annemler sana fırsat vermezler, kıyamazlar sana. Onlar zaten hazırlık yaparlar sen merak etme.” dedi Nuriye.
Yaşar göreve başlayalı birkaç ay olmuştu. Her şey yolundayken muhtara kötü bir haber geldi. Adam, hemen Şerife Ebe’nin yanına gitti. Şerife Ebe adamın aceleyle geldiğini görünce “Hayırdır inşallah!” diyerek bahçede oturduğu sedirden ayağa kalktı. Muhtar: “Hele bir oturalım da.” diyerek Şerife Ebenin karşısına oturdu. “Hiç sorma, olan olmuş sonunda. Yaşar’ın ablası sizlere ömür.” Kadın heyecanla elini ağzına götürüp “Vah vah!” derken, “Asıl olayı duymadın daha. Kocası olacak kansız vurmuş kızı. Senin dediğin gibi şerefsiz adam kızını da taciz ediyormuş, kadın bunu öğrenince kavga etmişler, o sırada kız sokağa kaçınca kurtulmuş. Yoksa onu da öldürecekmiş.” “Çocuk on iki yaşlarında sanırım. Birazdan Yaşar evine gelir, zor olacak ama anlatacağız elbet. “Yarın sabah erkenden gitmemiz lazım. Çocuğu sahipsiz bırakmaz Yaşar.”dedi muhtar da. Sonra kalkıp Yaşar’ın evine gittiler. Yeni gelmişti kız da. Gülümseyerek açtı kapıyı genç kız. “Hoş geldiniz” derken onların yüzünü görünce gülümsemesi kayboluverdi. Bir süre sessizce oturdular. Yaşlı kadın söze başladı olan biteni anlattı. Yaşar gözyaşları içinde sürekli, “Aptal! Aptal!” diye tekrar ederek inliyordu. Bırakıp gittiğinden bu yana ilk kez ablasıyla ilgili konuşuluyordu, maalesef böyle tatsız bir durumla gündeme gelmişti.Kardeşine sahip çıkmayıp ona sırtını dönen ablası, koruduğu kocası tarafından öldürülmüştü. Kendisi mezara, kocası hapse gitmiş, çocuğu da ortada kalmıştı. Yaşar, ablası gibi yapmayacak yeğenine sahip çıkacaktı. “Onu benim kadar kimse anlamaz. Aynı adam tarafından aynı şeyleri yaşadık.” Derken gözündeki yaş kurumuş, nefretle buz gibi bakıyordu. “Çok zor olacak ama onun için elimden gelen her şeyi yapacağım. Zavallı çocuk! Ona ne derim şimdi? Nasıl anlatırım yıllardır arayıp sormamamın sebebini?” ŞerifeEbe’yle muhtar bunlara kafasını yormamasını, çocuğun ruhsal durumunu daha da çıkmaza sokmayan bir çözüm bulacaklarını söylediler. Bu olay Yaşar’ın yıllar önce yaşayıp bilinçaltının en derinine gömdüğü acı anılarını hortlatmıştı.

Birçok bürokratik işlemlerden sonra Yaşar yeğenini yanına almıştı. Birbirlerine yabancı oluşları durumu zorlaştırıyordu. Yaşar’ın bildiği, gönülden inandığı bir şey vardı ki sevgiyle her şeyin çözüleceği, yaraların iyileşeceğiydi. Çocuk eve geldiğinden beri, sadece teyzesinin sorduğu sorular olduğunda kaçamak ve kısa cevaplar veriyor, teyzesinin yüzüne hiç bakmıyordu. Bütün gün öylece dalgın dalgın camın önünde otursa da aslında dışarıya bakmadığı, etrafı görmediği Yaşar’ın dikkatli gözlerinden kaçmıyordu. Kapıya yaslanıp küçük kızı izlerken yanaklarından akan yaşlarla kendine geliyordu. Zaman geçtikçe komşuların da eve girip çıkması, çocuğu sanki yıllardır tanıyor gibi samimi davranmaları ona iyi geliyordu. Çocuk yine camın önünde sus pus otururken Yaşar yanına gitti. İlk olarak başını teyzesine çevirip baktı ve dudağının ucunda çok kısa bir an bir tebessüm oluştu. Yaşar yeğenine sımsıkı sarıldı. Koklayarak saçlarından öptü. Gözlerinden yağmur gibi yaşlar boşalırken,“Hiç merak etme iyileşeceksin artık, güvendesin.” diyordu…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram