BÜYÜK HOCA

 – HAŞİM KALENDER

*

“Eyvah, yetişemedim işte! Cemaat öğle namazından çıkıyor. Ne yaptım ben böyle? Kendimi bahçeye fazla kaptırmamalıydım, vakit öğleye yakındı, çalışmayı bırakıp hazırlanmalı ve bir an evvel imamlık görevini yerine getirmek için cami yolunu tutmalıydım. Cemaat bana bunun için para veriyor. Kıldırmadığım namazın parasını cebime koyamam. Ben bunun hesabını nasıl veririm.” İşte böyle söylenip duruyordu kendi kendine. Nihayet caminin önüne gelmişti. Cami cemaatinden birinin önüne geçti. Öğle namazını kimin kıldırdığını sordu, yanıt alamadı; cemaatten bir başkasına sordu. Namazı kimin kıldırdığını ancak üçüncü sorduğu kişiden öğrenebildi. Büget köyünden bir hocaydı cemaate öğle namazını kıldıran. Bügetli hocayı bulmalıydı. Çarşı esnafına, namazı kıldıran Bügetli hocayı nerede bulabileceğini sordu. Onun uğrayabileceği yerleri bir bir gezdi. Esnaftan sordu soruşturdu. Havsa’da bir esnaf, Bügetli hocanın yaklaşık on beş dakika önce kendi köyüne doğru yola koyulduğunu söyledi. Büget … Afşin’e kestirme yollardan gidilirse yirmi kilometre uzaklıkta bir köydü.

 Aslen Erzurum’un Bardız köyünden olan ve soyadını da geldiği köyden alan İmam Sefer Bardız Efendi, hiç düşünmeden Büget yollarına düştü. Yol boyunca böyle bir gaflete nasıl daldığını, bir imamda görev bilincinin en üst düzeyde olması gerektiğini, cemaatin yüzüne nasıl bakacağını, en önemlisi de bunun hesabını Allah’a nasıl vereceğini düşündü. İmamı olduğu bir camide namazı bir başkasının kıldırmasını ahlakına, anlayışına bir türlü yakıştıramıyordu. Zaman zaman ağlamaklı bir hal aldı gözleri. Halkın sevdiği, saydığı, itibar ettiği, güvenini kazandığı bir imamdı Sefer Efendi. Doğruluktan şaşmayan, sağduyu sahibi ve merhametliydi de. Kestirme yolları aşarken “Allah’ım, inşallah o öğle namazı kıldıran Bügetli hocayı bulurum.” diye dualar etti.

Ona bir an evvel yetişmek için taşlı ve yer yer toprak yoları nefes nefese aştı. Bazen nadasa bırakılmış tarlalarda keseklere gömüle gömüle ilerledi. Durmadı, dinlenmedi ki Bügetli hocaya yetişebilsin.

Yedi sekiz kilometre yol almıştı. Alnı domur domur terdi. Durmaksızın, dinlenmeksizin yürüyor, hatta yarı koşar adımlarla ilerliyordu. Patika bir yola geçti. Yöneldiği istikamette bir karaltı gördü. Acaba bu, Bügetli hoca olabilir miydi? Bağırdı, sesini duyuramadı. Adımlarını iyice sıklaştırdı, “Hoca köye varmadan yetişebilseydim.” diye mırıldandı. Sonra bir kez daha bağırdı. İmam Sefer Efendi, eşek sırtında giden adama iyice yaklaştı, bağırsa sesini duyurabilecek uzaklıktaydı. Var gücüyle seslendi. Eşek yalpaladı, Bügetli Hoca, İmam Sefer Efendi’nin sesini duymuştu. Arkasına baktı, ardı sıra gelen kişinin kendisine yetişebilmesi için bekledi. Kendine doğru gelen, Pir Ali Cami imamı Sefer Efendi’nin ta kendisiydi. Şaşırdı. “Allah Allah!” dedi. “Büyük Hoca’nın, İmam Sefer Efendi’nin, buralarda ne işi var ki? Beni nerden tanıyor acaba?” diye düşündü. Sefer Efendi, gidenin kendisini beklediğini görünce sevindi, içi rahatlamıştı. Üç beş dakika içinde adamın yanına kadar vardı.

Bügetli hoca şaşkın bir yüzle Sefer Efendi’nin gözlerine baktı. İmam Sefer Efendi, kan ter içindeydi ve nefes nefese kalmıştı. Heyecanla konuşmaya başladı.

—Selamünaleyküm hemşehrim!

—Ve aleykümselâm hocam.

—Hemşehrim, bugün Pir Ali Cami’nde öğlen namazını kıldıran sen misin?

Bügetli hoca böyle damdan düşer gibi gelen bir soruyu duyunca önce afalladı, bu sorunun arkası acaba nereye varacak diye meraklandı.

—Evet hocam, bugün Pir Ali Cami’nde öğle namazını ben kıldırdım, dedi. Sefer Efendi derin bir nefes aldı.

—Sevgili kardeşim, diye başladı söze Sefer Efendi. Afşin halkı beni Pir Ali Cami’nde cemaate namaz kıldırmam için görevlendirdi ve bunun için de bana yıllık altı yüz elli lira veriyor. Namaz, para ile pulla ölçülmez ama ben bu parayı imamlık yaptığım için alıyorum. Yılda bin sekiz yüz yirmi beş vakit namazı var. Namaz başı yaklaşık otuz beş kuruş eder.

İmam Sefer Efendi, cepkenin iç cebinden para kesesini çıkardı ve Bügetli hocaya otuz beş kuruşu uzattı. Bügetli hoca avucuna konan otuzbeş kuruş ile dondu kaldı. Şaşkınlıktan önce tek kelime söyleyemedi. Sonra toparlandı ve ağır ağır konuştu.

—Hocam, ben namazı Allah rızası için kıldırdım. Bu otuz beş kuruşu alamam.

—Doğru dersin kardeşim, insan namazı Allah’ın rızasını kazanmak için kılar ve kıldırır; Allah’ın da kulun kıldığı namaza ihtiyacı yoktur. Ancak buradaki husus kul hakkıdır. Bu parayı al kardeşim. Bu para benim hakkım değil; öğle namazını kıldıranın hakkıdır, der ve ekler:

 —Hadi bana eyvallah, hakkını helal et. İkindi namazına bir saat kırk beş dakika var, namaza yetişmem lazım.

 *   *   *

Dedem Korkut der ki:

Sadaka taşı ve askıda ekmek gibi derinlikli kültürel zihniyete sahip olan bir milletten geldiğimiz bu son nokta, Sefer Bardızların olmayışındandır. Esnaf tartısında, memur masasında, imam camisinde, usta yaptığı her işte, yöneticiler yönetiminde, hâkimler hükmünde, kısacası herkes bulunduğu mevkiide ince düşünse, kul hakkını gözetse, kısacası Sefer Bardız olsa; kötülükler olur mu, açta açıkta insan kalır mı, yoksulluk olur mu, insanlar birbirini öldürür mü?

Behey cana gönül şehri!

Yıkılmış bir vilayet var.

Nazar eyle şu âleme,

Türlü türlü felaket var.

Ne avratlar evde bekler

Ne oğlan kız edep saklar.

Ne müftü hakkını söyler,

Ne âlimde kanaat var.

“Haksızlık burca dikilmiş,

Vicdanlar harda yakılmış.”

Şeriat göğe çekilmiş,

Kıyamete alamet var.

___________

*Kaynak: Hafız Hacı Hoca Kalender.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram