BİR KIZIM OLSUN

*Mehmet GÖREN

*Bu Öykü dün vefat eden Emekli Öğretmen,Şair Nurettin Ertekin’in kızı Doktor Dilek Ertekin’in düğününe 2 gün kala trafik kazasında hayatını kaybetmesiyle yaşanmış bir gerçek olaydan esinlenerek kaleme alınmıştır.

*

Öğretmenliğe yeni atanmıştı. Görev aşkıyla işine başladı. Ekmeğini eline alanın başı bağlanırdı hemen.

Çok geçmeden evlendi.

       *      *     *

—İki çocuğumuz olursa yeter, hanım.

—Biri kız biri erkek olsun o zaman.

       *     *     *

Bir erkek çocukları oldu. Evlerine neşe doldu. Eşi ikinci kez hamileydi. Doğum sancısı başladı. Hemen hastaneye kaldırdılar. Kız bekliyorlardı. Hemşire “Turp gibi bir oğlunuz oldu.” müjdesini verdi. Adamın sevineceğini zannetmişti. Böyle olduğuna şahit olmuştu hep. Adamın yüzünün sarardığını görünce bir anlam veremedi. Belki de ilk kez böyle bir durumla karşılaşmıştı.

Aradan yıllar geçti kız çocuk arzusu çifti yiyip bitiriyordu. Üçüncü hamilelik, yine aynı hemşire, yine oğlan! Bu sefer varıp, söyler mi? Ağzı yanmıştı bir kere. Kız çocuğu olsun diye dördüncü hamilelik, yine erkek çocuğu!

Kız olana kadar devam etmeye karar verdiler. Beşincide herkes pür neşe!

Adını Dilek koydular. Sevimli bir kızdı. Dünyalar güzeli… Tatlı mı tatlı… Evin neşe kaynağı… Önünde dört oğlan kardeş olur da, erkeksi tavırlar olmaz mı?

*    *    *

Çocuklarını okuttu. Kimi doktor, kimi avukat, kimi tercüman oldu. Dilek de tıp fakültesini kazandı. Ayrılık ateşi düştü annenin, babanın yüreğine. Şimdiye kadar hiç ayrı kalmamışlardı.

Dilek’i okula bıraktılar.

—Yıllar ne çabuk gelip geçti değil mi?

—Ehhh! Bir gün yuvadan da uçacak, bey.

*   *   *

Evde bir telaş vardı. Dilek sömestri tatiline geliyordu. Kraliçelere layık bir karşılama töreni hazırlanmıştı. Anne bütün hünerlerini gösterip, en sevdiği yemekleri, tatlıları yapmıştı.

—Bir saate kadar burada olur.

—Çok özledim.

—Ben de.

Dilek okuldan kara-kuru bir arkadaşıyla birlikte gelmez mi?

Babası Dilek’e;

—Kızım bula bula bunu mu buldun?

—Erkek arkadaşım değil baba! Okuldan arkadaşım, Azerbaycanlı… Ev yemeklerini özlemiş, annemin yemekleri çok güzel, parmaklarını yersin dedim de geldi.

Epey gülüştüler.

*   *   *

Okul bitti. Doktor oldu. Ataması yapıldı. İstemeye geldiler. Nişanlısı, terbiyeli, dürüst birisi: Avukat Emin.

Düğün hazırlıkları bitti. Gelinliğin provası için Kahramanmaraş’a gittiler. İşlerini bitirdikten sonra Afşin’e dönüşe geçtiler. 

Vücudu, yılankavi kıvrılıp uzayan yolların üzerinde yorgun ve bitkindi. Mahmur gözlerle takip etti yolları. Yollar tükenmezliğini ilan etmişti. Mesafeler, fersiz bakışların sabırsızlığını arttırdı.

—Mutlu musun, hayatım?

—Evet, çok mutluyum, aşkım!

Avukat Emin’in kilometre yazılı levhaya ilişti gözü. “Yolun da biteceği yok.” demeye kalmadan direksiyon hâkimiyetini yitirdi.

Tez ulaşmıştı baba ocağına haber. Yer yerinden oynadı. Gözlerden yaşlar oluk gibi aktı. Yürekler parçalandı. Gamlı, perişan feryatların kuşatması hemen sarmıştı, annenin, babanın ve kardeşlerin bedenlerini. Komşular, akrabalar hatta mahalleli toplanmıştı.

Panik içinde bir koşuşturma! Benizler külleşti. İçlere amansız bir ateş düştü. Net bir haber alınamaması çığlıkları koyulaştırırken, ağıtlar da semaya yükselmişti.

Arabaya atladıkları gibi hastanenin yolunu tuttular. “Allah’ım kızımızı bize bağışla!” diyerek dua ediyorlar, bu olanların bir rüya olmasını da istiyorlardı.

       Babanın gülümseyerek yolladığı sahne geliyordu aklına. “Hoşça kal babacığım.” deyişi o kadar içtendi ki sanki son “hoşça kal” deyişi, veda edişiydi.  “Güle güle yavrum! Dikkatli gidip gelin. Acele etmeyin.” “Merak etme, babacığım!” deyişi de kulaklarında yankılanıyordu.

Baba bu acı haberi duyunca yollara düşmüş yalın ayak. Kendinden geçmiş! Nereye gittiğini bilmeden koşmuş koşmuş! Komşu ilçe Elbistan’da bulmuşlar, bitkin ve çaresizlik içinde…

Hastaneye vardılar. Babanın “Yavrum!” deyişi hastanenin koridorlarında yankılandı. Duymasını istiyordu belki de ciğerparesinin. Doktorlara sarıldı, kızım nerde, ne yaptınız ona? Doktorlar başını öne eğmesiyle, babanın yüreği de yere düştü.

Hastanenin yoğun bakım ünitesi önünde hıçkırıklar, ağıtlar, gözyaşları koridoru inletiyordu. Babanın dilinden dökülenler orada bulunanları gözyaşına boğdu.

Hiç kimse görmesin böyle acıyı,

Dört kardeş yitirdi bir tek bacıyı.

Dayalı döşeli kaldı odası,

Keşke bana gele idi gadası.

Helalleşip öpemeden gittiler,

Hanemizi perperişan ettiler.

       Rengi uçtu, başı döndü. Alev alev tutuştu nefesi. Dudakları iyice kurudu. Koridorun duvarlarına verdi sırtını. Gözlerini yoğun bakım ünitesine dikti. Biraz önce dillerinden dökülen ağıtları içine çekmişti, tıpkı denizin çekilmesi gibi. Ciğerparesini, hiç olmasa yoğun bakımdan çıkarken görmek istiyordu dünya gözüyle son bir kez.

       Dilek’i yoğun bakımdan çıkarırken kâbusa dönüşen koridorun sessizliğini annenin acı feryadı bozdu.

       Son bir kez dünya gözüyle bile göremediler yavrularının yüzünü.

Baba dizlerinin üstüne çöküp, ellerini açtı “Allah’ım her şeyin hayırlısını nasip et.” dedi ve yığılıp kaldı hastanenin koridoruna…

            KIZIM DİLEK ERTEKİN’E

Gecikmezdin, erken eve gelirdin.

Çok geciktin, nerde kaldın gel kızım?

Her türlü hesabı, iyi bilirdin.

Sen gelmiyon gözüm yaşı sel kızım.

Karakaşlım, kömür gözlüm, gül kızım!

Düğününe bir gün kaldı gel kızım.

Kapın kitli, kimse eve girmiyor,

Gelen-giden, hiçbir haber vermiyor,

Saz çalmaya artık elim varmıyor,

Dururken kırıldı, sazda tel kızım.

Karakaşlım, kömür gözlüm, gül kızım!

Düğününe bir gün kaldı gel kızım.

Gemi tonajından fazla yük aldı,

Sen kayboldun, evde hatıran kaldı.

Baban düşüncede, derine daldı.

Bu yüzden büküldü, bende bel kızım.

Karakaşlım, kömür gözlüm, gül kızım!

Düğününe bir gün kaldı gel kızım.

Ben görünce sana benzer birini,

Gözlerim kaybeder, eski ferini.

Ateş düşer, yakar düşen yerini.

Gelmesen kimseye bilmez el kızım.

Karakaşlım, kömür gözlüm, gül kızım!

Düğününe bir gün kaldı gel kızım.

Ertekin zor imiş evlat acısı,

Tek kızımdı, başka yoktu bacısı.

Kalbim ateş, düşük beden ısısı,

Titrer oldu artık bende el kızım.

Karakaşlım, kömür gözlüm, gül kızım!

Düğününe bir gün kaldı gel kızım.

*

    *Şiirler, Nurettin Ertekin’e aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir