BİN DOKUZ YÜZ YETMİŞ DÖRT

– ERCAN SAĞLAM

*

bindokuzyüzyetmişdört altısı mart ayının

geç kalmışım dünyaya bir kundağa sarmışlar

bütün herşey aklımda tahta beşik ve soba

sevinçle karşılamış bahçede uçan kuşlar

*

sobada çıtırdayan seslerdi kulağımda

orda birden göz göze gelince hatırladım

solumda bir pencere, onun hemen sağında

açık duran bir kapı üç kez okundu adım

*

gizlice gençliğimden öç almaya gelirken

kendimle didişirken kaybolurdu mevsimler

saklamaya korkardım dizimdeki yarayı

bütün haylazlığımı gösterirdi resimler

*

benim de onlar gibi acı çektiğim oldu

ben de el yordamıyla tanımladım eşyayı

insan en az zararla nasıl içinden çıkar

ağzında kusmuk gibi dururken onca sayı

*

ben de uçabilirdim, kırılmasaydım eğer

görebilirdim belki birazcık direnseydim

ne olurdu yorgun ve üzgün kadınlar gibi

gözlerimi kapatıp yalnızlığa dönseydim

*

ne kadar gereksizmiş cebimdeki kağıtlar

günler nasıl geçermiş birbirinden habersiz

evde kalan kızların saçları neden beyaz

oturmak istediğim yerler ne kadar yersiz

*

ben de herkese kızıp onlarca yıl bekledim

yanlış ecza sürdüler iyi olmadı yaram

keşke ayrık dursaydım yapma çiçekler gibi

alnımda bir siyahlık, döş cebimde sigaram

*

benim hiç ipi çekmek aklıma gelmemişti

gözlerimi budaktan sakınmaktı niyetim

cirit attım kentlerin yorgun sokaklarında

bir taş kadar annesiz bir serçe gibi yetim

*

önce suç isnad ettim ben attım taşı önce

karanlık birden bire bastırınca kayboldum

buz gibi donup kaldım hayatın ortasında

yüzüm kara çıkmasın diye günahkar oldum

*

beni de vuracaklar kaçarken biliyorum

sahibinden ruhsatlı yasal bir mermi ile

vuracaklar hıncını benden çıkaracaklar

suçu kabul etmeyip çıngar çıkarsam bile

*

herşeyi söylüyorum tarihe not düşülsün

artık bırakıyorum gözlerimi kuşlara

onlar bulsun ruhumda kopan fırtınaları

yaşamak ki göğsümde iri duran bir yara

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram