BİLAL’İN KIŞI

*HARUN ÇİTİL

*

Şubatın ilk haftasıydı. Okullar karne tatilinde idi. Ben de ortaokul öğrencisiydim. Afşin de kış çok şiddetli geçiyordu. İki gün aralıksız yağan bir kar yağışı olmuştu. Her taraf bembeyaz karla kaplanmıştı. Atlas Tepesi sanki beyaz bir gelinlik giymiş; bazı ağaçların dalları karın ağırlığından kırılmış, bazıları devrilmişti.

İki günün sonunda Afşin pırıl pırıl güneşli bir güne uyanmıştı. Gök mavi, yer bembeyazdı. Annem ocakta söğüt ateşinde tarhana çorbası pişirmişti. İçinde şeker pancarı olan tarhana çorbasını horantaca – bütün aile –  iştahla içtik.

O yıllarda ilçedeki evlerin yüzde doksanının çatısı yoktu. Bazı zengin ailelerin evlerinin ve devlet dairelerinin çatısı vardı. Babam, ben ve Şit ağabeyim kar kürümek için dama çıktık. Damın üzerinde yaklaşık doksan santim kar vardı. Damımız sekili olduğu için düşük damda bir buçuk metre kar vardı. Bütün mahallede kar kürümek için damlarına çıkmıştı. Herkes birbiriyle selamlaşıyor, yakın mesafedekiler konuşuyor, uzaktakiler ise birbirlerine el sallıyordu.

Duvar komşumuz Cinnioğlu emmi de kar kürümek için dama çıkmıştı.  Çok konuşkan ve şakacı bir insandı. Karın çokluğunu görünce konuşmaya başladı. “Halil Çavuş hatırladın mı Bilal’in Kışı’nda da böyle çok kar yağmıştı.  Şubat’ın kaçıydı?” 

Babam damdaki kar seviyesini elindeki tahta kürek sapı ile ölçtü şöyle bir düşündü. “Bilal’in kışında kar bundan daha fazlaydı, üç gün aralıksız yağmış, dışarı çıkamamıştık. 22 Şubat 1959 Pazar günüydü. Şimdiki gibi hatırlarım.” dedi.

Bilal’in Kışı, yöresel bir kış olmuştu. Bilal’in acı hikâyesi beni çok etkilemişti, yazmaya karar verdim. Bilal ilçeye on kilometre uzaklıkta olan Çobanbeyli (Meykir)  köyünde yaşıyordu.  Evli ve iki kız çocuğu babasıydı. Uzun boylu, düz saçlı, ela gözlü, buğday tenli, yakışıklı bir kişiydi.  Geçimini çiftçilik yaparak sağlıyordu.  Köyde herkes tarafından sevilen ve sayılan biriydi. Yardımseverdi, sözünün eri idi, bir şeyi yapmaya karar verdi mi mutlaka yapardı. Etkili ve güzel konuşur, ağzı laf yapardı. Sülalenin akıl danesiydi. Sülalenin bir problemi bir sıkıntısı oldu mu Bilal yardıma koşardı. Gözü gönlü boldu. Köyde herkese yardım ederdi.

Köyde akşam olmuştu. Kerpiç evlerin pencerelerinden gaz lambalarının ışığı süzülüyordu. O yıllarda elektrik yoktu. Hanımı gaz lambasının ışığında dantel işliyordu. Bilal sedirin üzerinde uyuya kalan kızlarına gülümseyerek baktı. Onları çok seviyordu. Büyük kız ilkokul dörde, küçük kız ikinci sınıfa gidiyordu. Çocuklar üşümesin diye göçmen sobasına birkaç söğüt odunu attı.

Dışarıda sert bir poyraz esiyordu. Yollardaki su gölcükleri buz tutmuştu. Zemheri çıkmıştı ama havalar şubatın son haftası olmasına karşın bir türlü yumuşamamıştı. İçinde anlamını bilmediği bir sıkıntı vardı, ruhu daralıyordu.

Mübarek Berat Kandili’nde yatsı namazını camide kılmak için abdest aldı ve evden çıktı.

Bilal’in dayısının kızı Güllü 19 yaşındaydı. Orta boylu, esmer tenli, siyah gözlü bir kızdı. Amcasının oğlu ile nişanlanmıştı ama amcasının oğluna gönülsüzdü. Çünkü aynı köyden Abdullah isminde bir delikanlıyı seviyordu. Abdullah Güllü’yü ailesinden istetmiş fakat ona vermemişlerdi. Abdullah’ın Güllüyü kaçırmaktan başka çaresi kalmamıştı. Kaçma planı yapıldı. Berat gecesi en uygun geceydi. Köyde herkesin camiye gittiği bir vakitte Berat gecesinde Abdullah Güllü’yü kaçırdı.

Bilal yatsı namazını camide cemaatle kıldı. Berat Kandili nedeniyle okunan mevlidi dinledi. Mevlitte cemaate şerbet ikram edildi, çörek dağıtıldı, dualar edildi, salâvatlaşarak camiden ayrıldılar. 

Bilal camiden çıktı. Hava çok soğuktu. Vakit epey geç olmuştu. Evin yolunu tuttu. Avlunun tahta kapısını gıcırdatarak açtı. Evin kapısını eşi açtı. Elindeki iki çöreği ona uzattı. Birden avlu kapısı açıldı. Gelen dayısının hanımıydı. Saçı başı dağınık bir vaziyette ellerini dizlerine vurarak ağlamaklı bir sesle konuşmaya başladı.

—Güllü kaçmış, Güllü kaçmış. Biz camideyken kaçmış.

 Bilal duydukları karşısında alnından vurulmuşa döndü, konuşmak istedi ama öfkesinden konuşamadı, sanki dili tutulmuştu, burnundan soluyordu.

—Kız nasıl olur da kaçar? Bu bizim sülaleye yakışır mı?  Olacak iş mi? Kiminle kaçmış?

 Dayısının hanımı ağlamaktan konuşamıyordu. Başındaki beyaz tülbentin ucu ile gözyaşlarını sildi.

— Biz camideyken Abdullah kaçırmış.

Biraz sonra kabilenin yaşlıları, kadınları, gençleri Bilal’in evinde toplandı. Aralarında konuştular, tartıştılar. Herkes çok öfkeliydi. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Kimi asalım keselim,  kimi öldürelim, kimi de bu namussuzluğu kan temizler dediyse de yaşlıların tavsiyesine uyarak jandarmaya şikâyet etmeye karar verdiler.

Bilal gece yarısından sonra bir saniye gözlerini yummadı. Üst üste sigara içti. Sanki gece uzadıkça uzuyor, bir türlü sabah olmuyordu. Köyde çıkacak dedikoduları düşündükçe canı çok sıkılıyordu.

Dayısının hanımı, kızın dayıları ve Bilal sabah erkenden yola düştüler. Dışarıda Keskin bir soğuk vardı. Ağaçların dalları kırağı ile kaplanmıştı. Yaya olarak yorucu bir yolculuğun sonunda öğle olmadan ilçeye vardılar. Şikâyet dilekçesi ile kaymakama başvurdular. Kaymakam dilekçeyi jandarmaya havale etti. Jandarma komutanına olayı anlattılar, şikâyetçi oldular.

Kumandan bunları dinledikten sonra;

— Bilal Efendi. Hava hem çok soğuk hem de fırtınalı. Bu havada yola çıkılmaz. Vakit de geçti. Bu gece burada kalın, yarın sabah erkenden gidersiniz.

Bilal inattı. Bir şeyi kafasına koydu mu ondan vazgeçmezdi. Bu olay bir namus meselesiydi.

— Kumandanım biz şikâyetçiyiz. Bizim içimiz yanıyor. Biz devletimizden yardım istiyoruz. Sen bana askerleri ver, hemen köye gidelim.

Komutan Bilal’i ikna edemedi. Bilal Nuh diyor peygamber demiyordu. Bilal’in yanına üç jandarma görevlendirildi ve yola koyuldular.

Vakit ikindiye yaklaşmıştı. Dışarıda hava çok soğuktu. Kar havası vardı.  İlçe çıkışına Havsa mevkiine geldiklerinde yavaş yavaş kar yağmaya başlamıştı. Askerler tehlikeyi sezmişti.

— Bilal kardeş. Gel inadı bırak. Bu havada köye gidemeyiz. Hepimiz soğuktan donar ölürüz. Geri dönelim. Yarın erkenden yola çıkalım.

Bilal öfkesinden askerleri dinlemedi bile. Asker ile tartışmaya başladı. Jandarmalardan biri Bilal’in konuşmalarına dayanamadı, elindeki tüfeğin dipçiği ile Bilal’e vurdu. Diğer iki jandarma araya girdi.

Bilal’e dipçik vuran asker;

— Arkadaşlar bu adam deli. Bu karda kışta yola gidilmez. Sorumluluğu ben üzerime alıyorum geri dönelim.

Bilal hem öfkeliydi hem de incinmişti. Vazgeçmedi.

Korkaklar! Siz ilçeye dönün. Sizi kumandana şikâyet edeceğim. Ben tek başıma giderim.

Askerler ilçeye yöneldiler. Havsa mevkiinde bir eve sığındılar. Kar iyice yağmaya başlamıştı. Bilal öfke ile köye doğru yürümeye devam etti. Yaklaşık on beş dakika sonra kar yağışı şiddetlendi. Fırtına ile birlikte kar tipiye dönüşmüştü.  Bir metre ilerisi görünmüyordu. Geri dönmek istedi. Hata ettiğini anlamıştı.  Ama artık çok geçti. Hangi yöne gideceğini bilemedi.  Barınmak için bir yer aramaya başladı. Tarlada kara bir çalı buldu. Çalının duldasına çömeldi.  Kebesini başına geçirdi. Soğuktan titremeye başladı.  Havadan kar değil sanki beyaz ölüm yağıyordu. Soğuktan ayakları sızlamaya başladı. Eliyle yüzünü burnunu yokladı. Buz gibi olmuştu. Gözünün önüne hanımı ve iki küçük kızı geldi. Bunları çok seviyordu. Çaresizlik içinde gülümsedi. Hava kararmaya başlamıştı. Kar bütün şiddetiyle devam ediyordu. Yerinden kalkmak istedi fakat kalkamadı. Artık ayaklarını hissetmiyordu. Göz kapakları ağırlaştı. Üşümesi azalmıştı. Uyumak istiyordu, derin bir uykuya daldı.

Askerler komutana Bilal’in dönmediğini, yola devam ettiğini söylediler. Bilal’in dönmesi için bağırdılar, çağırdılar, silah sıktılar,  davullar çalındı ama Bilal dönmedi.  Şiddetli kar yağışı yaklaşık üç gün aralıksız sürdü.

Askerler, akrabaları, ilçe halkı Bilal’i aramaya başladılar.  Bilal’in siyah paltosunun ucu dışında kalmıştı.  Site-3  mevkiinde çalının dibinde çömelik vaziyette Bilal’in donmuş cesedini buldular.

Askerlerin ve halkın yardımıyla Bilal’in donmuş cesedi ilçe hamamına getirildi.  Bilal’in donmuş vücudu kardan ve buzdan temizlendi. 

Bilal’i görmek için hamamın önüne meraklıları toplandı. Bilal’in cenazesi resmi işlemler tamamlandıktan sonra köye götürüldü, defin işlemi yapıldı.

Bilal’in bu talihsiz ölümü ilçe halkını ve köylülerini çok üzmüştü.  Genç hanımı dul, iki kız çocuğu yetim kalmıştı.  Bilal’in ardından ağıtlar yakıldı. Kısa bir zamanda Bilal’in ölümü dilden dile yayıldı. Artık Bilal’in Kışı yöresel bir kış olarak hafızalara yerleşti. Sayılı kışlardan oldu.

Her sene şubat ayında Bilal’in Kışı hatırlandı.

Allah rahmet eylesin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir