BALKÖPÜĞÜ HİKAYESİ

– AKİF NECİPSOY

*

Genel itibariyle yazarının hayalindeki saf/temiz bir aşk, gösterişten uzak, mümkün olduğunca sade, doğal bir dünya/yaşam alanı tasvirleriyle dolu. Hemen hemen tek tema “aşk” denilse yeridir belki de. Zaten yazar da kitabına, “Sana / Hep / Tek / Sadece / Sana” sözleriyle giriş yaparak adeta bu kanaati doğruluyor. Aşk temasının kullanılmadığı tek şiir olarak 47.sayfadaki “şehrimde yağmur var” isimli şiir gözüküyor kitapta.

Anlatımın burasında sözü kitabın önsözünü yazan usta şair/fotoğrafçı Yasin MORTAŞ’a bırakalım: “Ne zaman şehir yalnızlığıyla otursa, okuduğu kitapların arasında “aşk” geçtiğinde, balköpüğü ayraçları koyar sayfalar arasına…Kırkikindi çiçeklerini içinde saklayan şairin toprağında sevda kokar….Nemli bir yalnızlık bırakıp sokak başlarına, güneşler toplamaya giden şairin cebinde hep aşk kokusu vardır. Gemileri uğurlayan martıların kanatları hep üşür onun şiirinde, gemileri hep hüzün yükü taşır aşk kıyılarına”

Tamamı serbest vezinle yazılmış 62 şiirden oluşan kitapta, yer yer iç uyaklı dizelere rastlansada, şairin şiirlerini uyak kaygısından ari olarak şekillendirdiği fikri hakim oluyor okuyucuda. “bir yaşamak geçer gözlerimin önünden / ve yaşanmamıştır böylesine / derinden”(s.71) “ben çay severim zaten / ince bellisinden / heh bir de / şu sırnaşık kedi / gelmese ölür zaten”(s.84) mısraları, bilinçli olarak uyak kullanıldığı izlenimi veren nadir mısralardan.

Genel itibariyle sevgilinin gözleri için kullanılan “bal köpüğü” benzetmesinin birçok şiirde kullanılması, kitabın isminin de esin kaynağını oluşturmuşa benziyor. “gün değen saçlarından/ balköpüğü gözlerinden / ışık ışık yayıl bedenime”(s.17) ; “bugün farklı bir şey yap / mesela uzun uzun doyasıya bak bana /balköpüğü gözlerinle”(s.29) şeklindeki ve benzeri dizelerin örneklemesini artırmak mümkün.

Kitabın ilk şiirinde geçen şu mısralar, sıradan bazı olayların çok rahat ve doğal bir söyleyişle nazım şekline aktarılmasına ve hayal edilen aşk anlatılıyor hissi verilerek halihazırda yaşanmakta olan derin bir sevginin anlatılmasına örnek teşkil edecek nitelikte: “şimdi sen uyursun / neşesi kaçar evin / köşesinde oturduğun koltuk / okuduğun kitap ve çayın / saç tokan sana muhtaç…/uyanınca sen gündüzler gözlerinle buluşur / gülen yüzünle çiçekler açar /gece, yine gözlerine hasret…”(s.11) ; “şehrime bahar gelmiş / yine sen mi gülümsedin gökyüzüne”(s.40)

Öte yandan, “açılalım şu küçük teknelerle / uzaklarda bir yerlerde / ıssız bir ada olmalı / üç şey alalım yanımıza / sen kitap, kalem ve beni al / ben çay, şiir ve seni”(s.53); “bir yer var, biliyorum / bakkalında sevda satılıyor / bir alana bir de bedava”(s.80); şeklindeki mısralar, şiirlerde sıkça hayal ve düş pencerelerinin aralandığını gösteren dizelere örnek olarak göze çarpmakta.

Şiirlerde genel itibariyle kapalı anlamlı imgeler yerine az, anlaşılır ve bildik imgeler tercih edilmiş. Bu da şairin samimiyetine ilişkin müspet kanaate götürüyor okuyucuyu. “film biter, hayat gerçeğe döner / Türkan abla Kadir abiye aşık olur / imkansız ve acılı aşklar en çok Sadri abiye yakışır”(s.22) ; “güneşin kızısın sen / yakan kavuran gözlerin / sana miras değil mi”(s.41); dizelerinde olduğu gibi.

Şairin hayal ettiği ya da düşlerini kurduğu ortamları tasvir ederken, aşağıdaki dizelerde olduğu gibi, okurun hayalinde canlandırmasına imkan tanıyacak kadar başarılı olduğu söylenebilir: “şu ileride küçük bir kulübe / birkaç kuru odun bir ocak olmalı”(s.27) “hani tutacaktın ellerimden / atlayıp gidecektik masmavi sularda / beyaz bir tekneyle / yol gösterecekti yunuslar / çığlıkları melodisi olacaktı martıların” (s.38); “halbu ki sıcak bir çay içimi hayat / küçük kulübemizde dem tutmayı düşlemiştik”(s.76-77) ; “bir fotoğraf / küçük bir dağ evi / bir şömine…/ elinde kitabın / dizinde ben / sehpada / çok az sevdiğin kahven/ ben çay severim zaten”(s.84)

“Bana ve sana / ve dahi gerçek sevdalılara/ kır çiçeklerini verin/ tahtadan örülmüş bahçe kapılarını / kuzuların sesini / horoz uyandırışlarını…/ lüks otomobillerin vites sayısı mutlu etmiyor/  bir bardak çay kadar / bana çıtırdayan iki kuru dalın sıcaklığını verin”(s.32-33) ; “papatyalar uzaktan güzel/ yakınken ayıltmaz kokusu”(s.15); “uzaklardaki dumanı bacasında/ küçük bir köy evini izleriz”(s.81) şeklindeki  dizeler ise sade ve saf bir yaşam hayalini pastoral anlatımla gözler önüne seren onlarca mısradan yalnızca birkaçı olarak karşımıza çıkıyor.

Nihayet tüm şiiri tek yükleme bağayan bir anlatımın kullanıldığı 68.sayfadaki “kalakalmak” şiiri ile 89.sayfada yer alan “yüklemli cümle” isimli şiirlerin özgün tarzıyla dikkat çektiği de vurgulanabilir. “bahçemdeki pembe güllerde / kaldım öylece, kalakaldım…/ yürüdüğün yolda, en son baktığın gölde / kaldım öylece, kalakaldım”; “yüklemli cümleler kur bana / alacakaranlıkta, gün geceye dönerken, korkuyorum de / soğukken sağ yanın, üşüyorum de…” mısraları anılan şiirlere ait.

Son söz yerine, Bir Bal Köpüğü Hikâyesi, okuyucuyu hayal/düş dünyasının saf ve temiz katmanlarında yolculuğa çıkarması, dilde ve gönülde latif izler bırakması beklenen bir kitap olarak karşımızda durmakta…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram