AYNALARDAKİ HÜZÜN

 – MEHMET MORTAŞ

*

Aynalar! Kaç yüzyıl dünyaya hüküm sürdünüz bilinmez. Ne kadar suret saklarsınız içinizde, öyküsüz, hayalsiz, acı çekmemiş yüreksiz. Kaç medeniyet sığdırdınız ışığa bakan yüzünüzle? Korku korkar, gülmek ne kadar da yalancı/tutarsız. Ötekileştirilmiş benlikler ile yaşarsınız bilirim; duygusuz, suskun ve hayalsizdir parlak yüzünüz. Cilalanmış tenler barındırırsınız, masum yüzlerin donuk yüzüne karşı sinsi gülmeleriniz vardır bilirim. Ne zaman sırlarımı dökmeye çalışsam sonbahar öykünmelerimde, kuyudaki Yusuf kadar uzaksınız bana, sesimi duymazsınız.

Hoyrattır baharlarınız. Ne zaman yaklaşsam yanınıza kıyısız kalır ruhum; tuvalle yapılmış bir yüzle bakarsınız, gözlerimin renginden bir dünya kurarsınız kendinize. Ne zaman korkularımı anlatmaya çalışsam, kıyamet sayfalarından çaldığım kelimelerin içini doldurur, bir n’apalm bombası gibi atar, kendim gibi görünmeye çalışırsınız. Kendim gibi görünmeye çalışan ruhumun kıyısız kalmış cilalı yüzünde kaygan zamanlar üzerinde saatlerimi, saniyelerimi tahterevalli gibi kullanırsınız, hiç umurunda dahi olmaz korku dolu bakan ölüm günleri.

Aynalar; yüzümdeki kırışıklıkları izlersiniz bir gölge gibi, peşimi bırakmazsınız her camekânın yanından geçerken. Korkunç gülersiniz; ürperir bütün bedenim, titrerim parmak uçlarıma kadar, hayal dahi kuramam kelimeleri yontulmuş medeniyetin üzerinde. Hayallerimi göstermezsiniz ey aynalar!

Hislerimi, dualarımı, korkularımı öylece bakarsınız gerçek madde dünyasına. Bakarsınız donuklaşmış parlak camın arkasından ama hiçbir sır vermez, ele vermezsiniz düşüncelerinizi. Aydınlık üzerine yavaş yavaş süzülmeye başladığında sevimli görünürsünüz bazen. Sessizce takip edersiniz beni, konuşmaz bana cevap vermezsiniz. Ne zaman ki karanlık çöktüğünde tenimin üzerine yavaş yavaş karanlık ışığı kendinize çektiğinizde, anlaşılmaz ürkütücü, çekilmez, sıra dışı bir hal alırsınız. Karşında durup saçlarımın beyaz kalmış taraflarına usulca baktığımda korkunç yüzümü göstermekten hiç kaçınmaz, karanlığın boğumları arasında saklarsınız beni. Ben sizde bedenimi görürüm, ben benden kaçar, tuhaf hareketler ile size caka yaparım. Fakat en ince ayrıntısına kadar taklit edersiniz beni. Ben kendimden bıkar, yorulur, ter dökerim alacakaranlığa karşı. Fakat ey aynalar siz biteviye benimle dalga geçersiniz, oralı dahi olmazsınız.

Dünyayı sığdırırsınız içinize ama çok hafiftir sizin oralarda hayat, çok da lümpendir yaşadıklarımız, hiçbir anlamı yoktur amellerimizin. Sığdırırsınız hayatları içinize basmakalıp; bana mısın demez, kör kuyularda saklarsınız benden çaldığınız hayalden görüntüleri. Bilirim beni taklit etmekte ustasınız, sinirlenirsem sinirlenir, gülersem güler, ağlarsam ağlarsınız. Dost musunuz, düşman mısınız bir türlü anlayamam fakat yine de gecenin karanlığında sizden korkar, kendimden kaçarım. Yüzüm size dönüktür; yüzüme karşı bakarsınız, ser verir sır vermezsiniz.

Ey aynalar! Söyleyin bana hangi medeniyet beni bu hale getirdi, şiirlerimi talan etti gitti. Hangi düşünceler düşüncelerimi tarumar etti, başıboş kelimelerle ortada çaresiz kaldım. Söyleyin bana aynalar; yıllarca baktık birbirimize, ben konuşursam siz de konuştunuz, güldümse siz de güldünüz, bir günde siz konuşun sırlarınızı dökün ortaya, ben susayım. Susayım ki, yüzümde birikmiş hüzünlerimi anlatın, kaçamadığım zamana yenik düşen kırışıklıklarımı, okuduğum kitapların hayatta yeri olmadığını, bu dünyaya çakılı kalan duyarsız, hisleri ölmüş, çaresiz insanlar olduğumuzu anlatın. Haydi, aynalar! Aynalar! Güzel aynalar… Dinliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram