ÂŞIK ALİYAR ARSLAN’LA SÖYLEŞİ

 İlker Gülbahar

*

Bölgemiz şiire, sanata değer veren ve bu yönüyle de birçok âşık/ozan/ şair yetiştirmiş zengin bir bölge. Siz de bu bölgede yetiştiniz. Bölgemizdeki sanat erbabının bazılarının kendini tanıttığını, kabul ettirdiğini bazılarının ise çok sonraları farkına varıldığını görüyoruz. Biz sizi vaktinde tanımak ve tanıtmak istiyoruz..  Klasik bir soruyla başlayalım:  Âşık Aliyâr Arslan kimdir?

1961 yılında Afşin’e bağlı Arıtaş (Hunu) kasabasında bir bahar ayında doğduğumu söylediler anam –babam ve büyüklerim. İlk ve ortaokulu aynı yerde okudum. Lise hayatım çok kısa sürdü. Yani, başlamamla bitirmemin arası üç ay… Keşke de okusaymışım ama giden geri gelmiyor tabii ki. Okulu bıraktıktan sonra, askere gidene kadar,  baba mesleğim olan bakkallık yaptım. 1983 yılında terhis oldum. Hani bizde de askerden gelen delikanlı evlendirilir ya, terhisten iki ay sonra nişanlandım. Bu arada da gene babama bakkalda yardım ediyordum. Ta 1985 yılına kadar. İşte o yıl Afşin-Elbistan Termik Santrali’nde işçi olarak çalışmaya başladım.  Yirmi altı yıl çalıştıktan sonra emekli oldum. Allah rahmet eylesin kaybettiğim eşimden iki çocuğum var Murat ve Ayşe Mehtap. Şimdi ise Afşin’de yaşamaktayım.

Âşıklık geleneğinde hemen her âşığın “Bade İçme”  ile ilgili bir rüyası olur. Genelde âşık rüyasında bir pirden badeyi (aşk şarabını) içer. Rüya bitip gerçek hayata dönüldüğünde aşığın dili çözülür ve âşık şiirler söylemeye/yazmaya başlar. Sizin de “Bade İçme”  ile ilgili bir rüyanız var mı? Varsa bizimle paylaşır mısınız?

Rüyamda badeyi görmedim amma

Sevda denen tatlı beladan içtim

Sevdim vuslatıma nail olmadım

Bana gurbet olan sıladan içtim

Âşıklık geleneği “Usta-Çırak” ilişkisiyle yüzyıllar boyu süren bir gelenek. Size de bağlama çalmayı, şiir yazmayı, müzik yapmayı öğreten bir usta oldu mu?

Sevgili İlker’im; “Ustasız kazanç haram.” der atalarımız. Elbette ki ustalarım var. Bu güzelim gönül dostlarını anacak olursak, mesela şöyle başlayalım. Genetik anlamda anamdan dedem Âşık Kör Hüseyin Emirellez köyünden. Anamın bir Aşık kızı olması ve babamdan önce Berçenek‘te Büyük üstad  Mahzuni Şerif’in amcası ile evli iken eşi rahmetli olunca babam rahmetli ile evlenmesi Mahzuni’nin Hunu ‘ya gelmesine ve babamla tanışmalarına, orada yine Büyük üstad Osman Dağlı (Maksudî) ile karşılaşmlarına  vesile olmuştur. Ve bu tanışıklılık iki dev’in güç birliğine gitmiştir ki bugün bir Afşin-Elbistan ve bir Maraş değil malumunuz dünyalı olmuşlardır. Bu üstatlardan etkilenen amcam Mustafa Arslan da o dönemlerde saz çalmaya ve şiir yazmaya başlamıştır. Amcam saz çalarken benim de içimde filizlenen şiir ve söz fidanları farkında olmadan dışa vurmuştur.  Hanifi Bozdoğan abimin saz çalması bende çığır açmıştır. Bu arada rahmetli babam Bekdeşoğlu Cuma‘yı söz ve saz konusunda beni nasıl teşvik ettiğini,  ben türküye başlayınca sükût içinde dinleyip eksiklerim varsa “Şurada şu var oğul!”  dediğini de bilmemiz gerek.  Tabi bu olanlar aile içinde gelişen güzelliklerdi bence. Daha sonra yaş ilerledikçe çevremizde bulunan şimdi yaşayan ve Hakk’a yürümüş âşıklarla tanışma fırsatlarım oldu. Mesela Âşık Mahrumî babanın bende çok emeği var, zellikle irticalen söylemede. Abisi Âşık Aladeliİ babanın şiir yazma ve sevgi felsefesi bende ayrı bir yeri olmuştur. Yine Âşık Kul Hasan, dedem Âşık Kör Hüseyin’in hem yeğeni hem de yetiştirdiği büyük bir ozan. Bana onunla oturmak yıllarca dizinin dibinde saz çalıp türkü söylemek olduğu gibi onun güzelim deyiş ve tarzlarını nasip eyledi Allah. Şimdi ise duygularımı  dışa vurduğunda birkaç kelimeyi bir araya getirir olduk,  sizlerin takdirine layık olmak adına …

Şiirlere, türkülere olan ilginiz nasıl başladı? Kendinizi âşık olarak düşünmeye başladığınızda kaç yaşlarındaydınız?

Dedim ya sevgili İlker’im;

Rüyamda badeyi görmedim amma

Sevda denen tatlı beladan içtim.

Şiirlerinizde, türkülerinizde aşk, insan sevgisi, insanî değerler, sitem, hasret temalarıyla birlikte toplumsal olaylara bakışınızı gösteren birtakım sosyal temalar da var. Bu bildiğimiz temaların dışında da şiirleriniz var mı? Farklı temaların olduğu şiirlere örnekler verebilir misiniz?

Sorunuzun içinde geçen temalar zaten bir şiir ve insanın yaşam biçimidir. Ancak burada eksik olan tema, tasavvuf kalıyor. Tasavvuf bilgimin olmadığından dolayı da böyle bir temada şiir yazmayı gerek görmedim. Yani,  bilmediğin bir şeyi tarif etmek gibi olur bence.

Şiirlerinizde türkülerinizde az sözle çok şeylerin anlatıldığını görüyoruz. Dile olan hâkimiyetiniz mükemmel. Şiirlerinizi bir çırpıda mı yazarsınız, yoksa yazdıklarınızı aradan belli bir zaman geçtikten sonra değiştirdiğiniz olur mu?

Çok nadirdir bir şiiri yazdıktan sonra üzerinde çalışma yaptığım. Hatta çoğu zaman ilk önce sazla okurum daha sonra kaleme alırım.

Bazı âşıkların irticalen (verilen ayak üzerine anında) şiir söyleme yetenekleri çok fazladır. Örneğin Seyranî’nin Sümmanî’nin ve Âşık Hacı Yener’in bu yönünün çok güçlü olduğu söylenir. Siz irticalen şiir söyleme yeteneğinizi nasıl görüyorsunuz?

 İrticalen okunan şiir her ne kadar bazı eksikleri olsa da şiirin en doğal halidir diye düşünüyorum. Mesela ben bazen irticalen okuduğum şiirlerde kendimi daha iyi anlattığımın farkına varıyorum. Bu konuda gerek bölgemizde gerekse gittiği her yerde mükemmel bir örnek de Âşık Mahrumî Baba idi ve özellikle bendeki bu yeteneği keşfedip daha iyi olabilmem adına çok emek sarf etti. Ama gene de dediği kadar olamadım ne yazık ki.

Âşık Hacı Yener gibi Hayati Vasfi Taşyürek gibi Mahzunî Şerif gibi Osman Dağlı gibi aynı coğrafyadan doğan bu şairlerin varlığı sizin halk şiirine olan ilginizi arttırmış, size güç vermiş olabilir mi?

Âşık Yener, H.Vasfi Taşyürek, Mahzuni Şerif, Osman Dağlı, Kul Hasan, Aladeli (Haydar Kaya), Aşık Mahrumî, Aşık Mechûlî, Abdurrahim Karakoç, Perişan Güzel, Ozan Emekçi, Osman Konak, Çöteli Ali ve daha şu an adını sayamadığım bu güzelim yürekler, elbette ki bana şiiri sevdirenler olmuştur. Bu güzelim insanların yaşayanlarına uzun ömürler, Hakk’a yürüyenlere rahmet diliyorum.

Eskiden, Konya’da hemen her yıl yapılan Âşıklar Şenliği/Âşıklar Bayramı vardı. Bu tip şenliklere katıldınız mı? Bu tip şenliklere katılmayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Âşıklar böyle şenliklere katılmalı mıdır?

 Aslına bakarsan dostum,  ben şahsen genelde hiçbir etkinlikte bulunamadım. Bu da benim tembelliğimden olsa gerek.Bu tip şenliklerin –  nerede olursa olsun –  amacı doğrultusunda ise olması elbette güzel bir olay. Halk edebiyatının günümüzde her ne kadar da yazılı hale geldiğini göz önüne alsak da fiilen bu tip etkinliklerin devamı kültürümüze katkılar sağlayacağı kanısındayım.

Âşık şenliklerinde hiç şüphe yok ki türkü severleri en çok heyecanlandıran, eğlendiren, düşündüren Âşık atışmalarıdır. Böyle bir atışma gerçekleştirdiniz mi? Âşık atışmaları ile ilgili neler düşünüyorsunuz?

Aşık şenliklerinde olmasa da aşık dostlarla zaman zaman atışmalarımız olmuştur. Buna da var denilemez.

Biz sizi şu an yaşadığınız ortamdan sevdiklerinizle birlikte alsak, Türkiye’nin en modern şehirlerinden birine yerleştirsek siz yine bizi etkileyen şiirler yazıp yeni türküler oluşturabilir misiniz? Yoksa âşıklar kendi doğup büyüdüğü, doğal ortamlarda mı kalmalılar?

Bak bu enteresan bir soru. Şiirlere baktığımızda hasret, özlem, gurbet, sevda ve vuslatsızlık olur genelde. Beni bu yaşadığım ortamdan alsanız sılaya hasret başlar,  dertler depreşir. Ama şu da var ki yazmak için sebep gerekir de mekân aranmaz yanılıyorsam,  bağışlayınız…

“Yolcuyum Bu Dağlarda” türkünüzü, Güler Duman ve Orhan Ölmez gibi sesiyle kendini kanıtlamış sanatçılarca okunduğunu biliyoruz. Deniz Doğan da “Faydası Yok” adlı türkünüzü okumuştu sanırım. Ülkemizde sesiyle tanınan birilerinin sizin türkülerinizi söylemesi veya türkülerinizin herkesçe beğenilmesi yaptığınız işte size güç veriyor mu? Yaptığınız işin doğru olduğuna inandırıyor mu?

 Eser bir emeğin sonucudur. Yani üretmek… Hatta farkında olmadan yürekten geleni kaleme ve söze dökmek. Paylaşmak demektir ki paylaşmayacaksan neden üretesin. Hele de seni dinleyenlerin duygularına hitap edebiliyorsan. Bu anlamda yaptığın eser daha büyük kitleye ulaşmış ve takdir görmüşse bu, o eserin sahibine mutluluk verir ve kendi içindeki sıkıntıları konusunda teselli eder. Mesela ben bunları yapmasaydım sizler gibi dostları nerden tanıyacaktım ya da siz beni nerden bilecektiniz? Ne Mutlu bana ki yaptığım iş doğru diyorum.

 Mahlasınızı kendiniz mi belirlediniz? Neden  Aliyâr?

 Mahlas konusuna gelince …  Âşıklık geleneğinde malum her aşığın bir mahlası olmuştur. Ben de aynı yoldan gittiğimi düşünerek benim de bir mahlasımın olması gerektiğini düşündüm. Daha önce kendi kendime bazı mahlaslar denedim ancak bunu bir usta tarafından sana verilmesi gene gelenektendir olduğunu öğrendim. Babama sordum ne olmalı benim mahlasım diye. “Aliyâr” olmalı dedi ve 1984 yılından beri de bu mahlasla yazıyorum ve yaşıyorum.

Türkü dışında klasik müzik, sanat müziği, pop müzik gibi müzikleri dinler misiniz? Âşıklar yalnızca türküyle mi ilgilenmeli?

Bazen sözlerini anlamadığım yabancı müzikler dâhil her tür müziği dinlerim. Bu benim şahsi davranışım. Diğer Âşık dostlarım dinlerler mi bilemem.

Şiirlerinizde, türkülerinizde derin bir tecrübe, yoğun bir duygu hâkim. Ayrıca şiirlerinizin sağlam bir yapısı var. Böyle bir ürünü ortaya çıkarmak sizin için yorucu mu, yoksa eğlendirici/dinlendirici mi?

 Şiir ya da türkülerimle hiç eğlenmeyi düşünmedim. Yorucu olmaları mümkün değil. İyi bildiğim bir tarafı, iyi bir dinlendirici olmaları.

Bu gelenek, içinde sizden ilham alan, sizi ustası olarak gören genç âşıklar var mı?

 Her alanda olduğu gibi bizim camia da da bir bayrak yarışı var. Bu bayrak eğer bugün bende ise yarın gelecek nesilde olması gerek. Aile dışından isimlerini sayamayacağım kadar gençlerimiz var. Aile içindense Kardeşim İnan Arslan, oğlum Murat, Yeğenim Ali Yaşar (Dost Ali) gibi isimleri sayabiliriz.

Siz kendinizi Hak Âşığı mı, Halk Âşığı mı olarak görüyorsunuz?

Dost’um; Hak aşığı derken bir Yunus olamayız elbette. Ama gene de Hakk’a âşık olmayan Hakk’ın yarattıklarına âşık olamaz Halk da Hakk’tan geldiğine göre her ikisinin de aşığı olmak için gayretlerimi göstermekteyim.

Yüzyıllardır devam eden bu geleneği, bu geleneğin ürünlerini genç nesillere sevdirmek adına âşıklara düşen görevler var mıdır?

Elbette vardır. Ben başta kendi çocuklarım olmak üzere üzerime düşeni yaptığıma inanıyorum. Gençler yaşı  ve teknolojik dayatmalar gereği türkü dışında müziklere eğilimleri hat safhada olsa da gün geliyor o gençler olgunluk dönemlerine girdiklerinde bir de bakıyorsunuz ki türküde kendilerini buluyorlar. Bu anlamda da âşıklar dayatmadan kendi üzerlerine düşen görevi yerine getirmeliler diye düşünüyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir