AKRABA

*BEKİR YILDIRIM

*

Gömlek giymezdi, sadece 9,99 TL’ye aldığı rengârenk tişörtüyle çay ocağını işletirdi. Her gün ayrı bir renkte tişörtünü giyerdi. Oraya gelen insanları güler yüzle karşılayıp merhabasıyla çay ikram ederdi. İşlettiği mekânı bir evin bahçesi gibi düzenlemişti. Toprak, ağaç, kuşlar ve tabi ki vazgeçilmezleri olan kedileriyle tam bir köy havasını oluşturmuştu şehrin merkezinde.

Türkiye’nin önde gelen derneklerinden bir tanesinde genel sekreterlik sonrasında bir gazetede köşe yazarlığı yapmış, araştırmalarda bulunarak makaleler de yazmıştı. Kimse ne iş yaptığını kestiremiyordu Fatih abinin, soranlara; “Çaycıyım.” diyordu. Bir kişinin egemenliği altında çalışmayı kendisine yediremiyordu. Bu yüzden çay ocağı işletmecisi olmaya karar vermişti. Trakya’da bulunan bir iş insanı yanına gelip, fabrikalarının birinde genel müdürlük teklif etmişti. Gelen teklifi reddedip çay ocağına dört elle sarılmıştı. ‘Çay ocağım’ derdi ve başka da bir şey demezdi Fatih abi. “Burası benim ekmek teknem. Bu yerden dört kişinin karnı doyuyor.” diye eklerdi. Çay ocağını açtıktan sonra yetim olan yeğenlerini de yanına aldırmıştı. İki yeğeni ve hanımıyla birlikte çay ocağını işletiyorlardı.

Bizim Kasım, Fatih abinin sözlerine ‘orijinal’ derdi. Rol-model olarak ona benzemeye çalışıyordu. Kafasına takılan bütün sualleri ona yöneltiyordu. Bir gün Fatih abinin çay ocağında topraklara ayağımızı basarken akraba kavramını konuşmaya başladık. Konunun en hararetli kısmında Kasım, çıkar yol aramayı çok severdi. Durmamız gerektiğini, başka birisinin fikirlerine danışmayı ve en önemlisi ona sormayı yeğlerdi. Kendisini ön plana alıp “Fatih abi bir bakabilir misin?” dedi. O ise yine çay istediğimizi sanarak tepside bulanan çaylarla yanımıza geldi. Kasım yerinde duramayıp söze atladı hemen; “Abi, dayımın oğlu benim akrabam mıdır? Kuzenim demedim, demem de …

“Dayının oğlu senin akraban değildir. Annen, baban, kardeşlerin senin akrabandır, bunların dışında kalan herkes sana yabancıdır. Yeğenin bile senin akraban değildir.” Hazır cevap Fatih abi yine bizi şaşırtmaya niyetliydi. Şaşkın gözlerimizi birbirimizin üzerinde hissettirmeye başlayınca ben dayanamadım ve konuşmaya başladım: “İnsanın toplumdaki yeri ailesinden yani babasından gelir. Bir yere giderken kendi babanın namıyla gidersin ve o namla hürmet görürsün.” Daha sözlerimi bitirmeye kalmadan başladı yine bizim Fatih abi anlatmaya. Bu sırada Kasım pür dikkat kesilmişti bütün benliğiyle; gözleri, kulakları, ayakları ve ruhuyla.

“Ben Fatih Saka’yım. Bir yere gidince bu isimle hürmet görmek isterim, babamın namıyla değil. Bu toplumda onun adıyla değil; kendi ismimle, şahsımla ağırlanmak isterim. Bir mekâna gittiğimde kendi ağırlığımla hürmet görmek isterim. Varsınlar çay bile ikram etmesinler. Ben Fatih Saka’yım, bu isimle yaşadım ve hayatım boyunca bu isimle ağırlanmak isterim.” deyip bizi şaşkın bakışlarla birbirimize bırakıp masamızdan ayrıldı. Yine büyük bir sessizlik oldu masada. Kimseyle konuşulmuyor. Bildiğimiz ve kavrulduğumuz toplumu, kültürümüzü paramparça etti. Bütün tabuları yıkıp geçti.

Fatih abinin masadan ayrılması ve bizimkilerin eline telefon geçmesiyle birlikte masadaki sessizlik işime geldi. Düşünce diyarına bir ziyaret gerçekleştirdim ve hemen başladım söze. “Bir mekâna gidileceği vakit eğer ekonomik gelirini elde edememişsen babanın adıyla, namıyla yürürsün. Ne zaman ki ayaklarının üzerinde durabildin, o zaman namından söz ettirebilirsin. Akraba denilebilecek kişi pek kalmadı bu küreselleşen dünyada. Çıkar ilişkisine dayalı toplumlar, paranın çevresinde bozulmaya başladılar. Mayaları para olanın, sütü çok çabuk bozuluyor. İlişkilerin temelini oluşturan akrabalık ve güven, yerini maddiyata bıraktı. Aile, eş, dost, akraba kavramlarının yerini maddiyat boyutuyla para aldı. Yeni dünya düzeninin bize dayattığı para,  manevi dünyamızı ve toplum ilişkilerimizi bozdu. Ben hâlâ manevi bağlarla örülmüş akraba düşüncesiyle yaşamak istiyorum, yani eski dönemleri özlüyorum. Akrabalık ilişkilerinde maddi şeyleri aradan çıkarıp, manevi bağlarla birbirine kenetlenmiş dostları özlüyorum. Bu düşünceyi benliğime yerleştirmek istiyorum. Her ne kadar onun düşüncelerine katılmak istemesem de, dünya bunu bize haykırıyor ve dayatıyor da. Yeni düzenin hüküm sürdüğü hayatımızda keşke Fatih abi haksız olsa!” Bu düşünceleri onun sözlerinden sonra kendime söylüyorum.

Masada yine derin bir sessizlik, iç sesimle kendimi genişletmeye çalışıyorum. Ne kadar Kasım’a gözlerimle anlatmaya çalışsam da onun sözlerinin doğruluğunu ispat etmek için kendi düşüncelerimin limanına sığınıyorum. Sadece gözlerin konuştuğu çay ocağında bizi hayretlere boğan Fatih abi yanı başımızdaki iki kardeşe biri açık iki çay bırakıyor. Çaylar da sanki aynı kanı taşıyor. Kardeş gibi …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir